
KÖKSÜZ NİLÜFERLER
Çamurun içinde doğan nilüfer çiçekleri… Nilüferlere baktığımızda çamuru görmeyiz. Hatta çoğu zaman varlığını bile fark etmeyiz. Odaklandığımız şey ne kadar güzel

Çamurun içinde doğan nilüfer çiçekleri… Nilüferlere baktığımızda çamuru görmeyiz. Hatta çoğu zaman varlığını bile fark etmeyiz. Odaklandığımız şey ne kadar güzel

İnsan, çoğu zaman kendi doğrularının mutlak doğru olduğuna inanarak yaşar. Kendi acısını en büyük acı, kendi hayal kırıklığını en ağır yük

“Ainesi iştir kişinin, lafa bakılmaz.” der Ziya Paşa. Yüzyıllar önce söylenmiş bu söz, belki de bugün hiç olmadığı kadar anlamlı. Çünkü

“Ben buyum.” Belki de son yıllarda en çok duyduğum cümle bu. Sanki insan değişemezmiş gibi… Sanki karakter, çocuklukta mühürlenmiş ve ömür

“Çocuklar sizin değildir. O çocuklar hayatın kendine duyduğu özlemin oğulları ve kızlarıdır” der Halil Cibran. Ebeveynlik üzerine söylenmiş en sarsıcı ve

Güvenmek… Belki de insanın en büyük cesaretidir. Çünkü güvenmek, karşımızdakinin bizi incitme ihtimalini bilerek ona bir kapı aralamaktır. Kendimizi, duygularımızı, hayallerimizi

Hayatın en büyük yanılgılarından biri sanırım, geleceği geçmişin penceresinden görmeye çalışmak. Ancak adı üstünde geçmiş… Yaşanmış ve tamamlanmış bir hikaye. Hemen

Hayatta herkes aynı başlangıç çizgisinden başlamaz. Kiminin önünde geniş imkânlar vardır, kiminin ise aşması gereken sayısız engel. Ancak başarıyı belirleyen tek

İnsanı en çok ne yaralar? Yaşadıkları mı, yaşayamadıkları mı? Yoksa yaşamaya cesaret edemedikleri mi? Aslında insanı etkileyen şey çoğu zaman sadece

Maslow’a göre insanın en yüksek ihtiyacı “kendini gerçekleştirmek.” Yani sahip olduğu potansiyeli yaşayabilmesi, kendi olabilmesi, içindeki gerçek kişiye yaklaşabilmesi… Fakat yıllardır

Hiçbir zaman tarif edemediğim ve edemeyeceğim o hissi, sevgiyi, fedakarlığı elimden geldiğince anlatmaya çalışacağım bir yazı olacak sanırım. Sevgi, merhamet duygusunu

İnsan, yaşadıklarının ağırlığı altında genellikle değişir. Kırıldıkça sertleşir, sustukça içine kapanır, güvendikçe yaralandığında ise artık güvenmeye ve inanmaya korkar hale gelir.

Bugün 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı. Bir milletin çocuklarına duyduğu güvenin ve geleceğe bıraktığı en anlamlı sözün adıdır bu

Söyleyecek sözlerin tükendiği yerle sayfalarca yazarak söylemek istemek aynı anda olabilir mi? Günümüz Türkiye’sinde evet! Daha Çekmeköy’de yaşanan acı dinmemişken Kahramanmaraş’ta,

Son yıllarda en çok duyduğumuz kavramlardan biri de şüphesiz narsizm kavramıdır. Sosyal medyada, ilişkilerde, iş hayatında ve günlük konuşmalarda sıkça karşımıza

Her insan içinde bir iyilik, bir de kötülük taşır. Bazılarımız için bunu kabullenmek zor olabilir ama gerçek budur. İnsanları sadece göründüğünden

Yalnızlık çoğu insanın korktuğu bir duygudur. Kalabalıklar içinde kaybolmayı tercih ederiz çoğu zaman, çünkü yalnız kalınca insan kendisiyle baş başa kalır.

Hayat, insanı çoğu zaman görünüşe alıştırır. Güler yüzler, sıcak sözler, iyi niyet adı altında yaklaşımlar… Herkesin arkasında bir hikaye vardır ve

“Eti senin kemiği benim” anlayışından “canın benim” anlayışına… “Bana bir harf öğretenin kırk yıl kölesi olurum” yaklaşımından “senin yaşama hakkına ben

Bazı erdemler yüksek sesle konuşmaz. Tevazu da bunlardan biridir. Gürültülü bir çağın içindeyiz. Herkes kendini uzun uzun anlatıyor; bazen kanıtlıyor, sürekli

19. yüzyıl Paris’inde ortaya çıkan bir figürden söz etmek istiyorum bugün: Flanör. Kelime anlamı “aylak gezgin” olarak çevrilse de kavram bundan

Durup geçmişimizi düşündüğümüz anlar vardır… Bir çocukluk sabahı, eski bir şarkı, tozlu bir fotoğraf karesi… İçimizde ince bir sızı belirir. O

Sevmek ve sevilmek… İnsana güç veren, değerli hissettiren, umudu diri tutan ve insanın yükünü hafifleten o kadim duygu. Bir bakışta, bir

İnsan, öleceğini bilen tek canlı. Ama tuhaf olan şu ki, bunu bilen de yine yalnızca o; yaşayan ve sanki hiç ölmeyecekmiş

Kendini seçebilmek Her şartta, her durumda. Bu bencillik değil. Aksine, insanın kendi değerinin farkına varmaya başladığının en net işaretidir. Bazen öyle

Güven… Herkesin dilinde, az kişinin hayatında gerçekten var edebildiği o kelime… Kurulması zaman ister, emek ister, sabır ister. Ama yıkılması bir

Zaman geçiyor… Geçen sadece zaman mı? Zamanla birlikte ruhumuz da bir yerlerden eksilmiyor mu sizce de? Günler birbirini kovalarken, hızlanıyoruz; yetişiyoruz,

Her yıl kendimize yeni hedefler koyar, hayatımızda düzenlemeler yapacağımıza dair kendimize sözler veririz. Planlar yaparak hayatımızda ya da kendimizde sevmediğimiz şeyleri

İnsan bazen kalmakla yücelir, bazen de gitmekle. Ama her gidiş bir kaçış değildir; bazı gidişler bilgeliktir. Bir insanın kalitesi, neyi ne

İnsan tuhaf bir varlık… Acı çekerken bunun hiç geçmeyeceğine inanır; mutluyken ise hep böyle kalacağına. O an hangi duygunun içindeysek, kendimizi