
YOZLAŞAN SEVGİ DİLİ
Günümüzde iletişimin, ilişkilerin ve hatta sevgi dilinin negatif yönde değiştiğinin farkında mısınız? Umarım bu yozlaşma yalnızca bana garip gelmiyordur. Çevrenizdeki insanlara

Günümüzde iletişimin, ilişkilerin ve hatta sevgi dilinin negatif yönde değiştiğinin farkında mısınız? Umarım bu yozlaşma yalnızca bana garip gelmiyordur. Çevrenizdeki insanlara

Günlük hayatımızda çevremizdeki insanlara öfkelenir, kırılır, hayal kırıklığına uğrarız. Bu öfkenin ve kırgınlığın boyutu çoğu zaman karşımızdaki insanla ve aramızdaki yakınlıkla

“Aşırı bilinç bir hastalıktır.” der Dostoyevski. Ne garip değil mi merak duygusu? Her şeyi bilmek, öğrenmek istiyoruz. Fakat bazen bildiklerimiz ve

Carl Gustav Jung’un “eşzamanlılık” kavramı, hayatımızdaki bazı rastlantıların yalnızca neden-sonuç ilişkisiyle açıklanamayacağını; bazen insanın iç dünyasında da bir anlam taşıyabileceğini söyler.

Anlaşılmak, hissedilmek… Ne zor ne kadim bir duygu… İnsan varoluşundan bu yana anlam arıyor. Bilmeye, öğrenmeye, çözmeye çalışıyor. Dünyayı, doğayı, insanı

Etik sözcüğü, Yunanca ethos kelimesinden gelir; karakter, alışkanlık, gelenek ve yaşam biçimi anlamlarını taşır. Bugün ise etik, insan davranışlarının doğru-yanlış, iyi-kötü

İnsan yaşadıklarıyla ne öğrenir? Güvenmeyi mi? Yoksa güvenmemeyi mi? Hayatın en ilginç yanı da bu sanırım. Aynı olay, iki farklı insana

Çamurun içinde doğan nilüfer çiçekleri… Nilüferlere baktığımızda çamuru görmeyiz. Hatta çoğu zaman varlığını bile fark etmeyiz. Odaklandığımız şey ne kadar güzel

İnsan, çoğu zaman kendi doğrularının mutlak doğru olduğuna inanarak yaşar. Kendi acısını en büyük acı, kendi hayal kırıklığını en ağır yük

“Ainesi iştir kişinin, lafa bakılmaz.” der Ziya Paşa. Yüzyıllar önce söylenmiş bu söz, belki de bugün hiç olmadığı kadar anlamlı. Çünkü

“Ben buyum.” Belki de son yıllarda en çok duyduğum cümle bu. Sanki insan değişemezmiş gibi… Sanki karakter, çocuklukta mühürlenmiş ve ömür

“Çocuklar sizin değildir. O çocuklar hayatın kendine duyduğu özlemin oğulları ve kızlarıdır” der Halil Cibran. Ebeveynlik üzerine söylenmiş en sarsıcı ve

Güvenmek… Belki de insanın en büyük cesaretidir. Çünkü güvenmek, karşımızdakinin bizi incitme ihtimalini bilerek ona bir kapı aralamaktır. Kendimizi, duygularımızı, hayallerimizi

Hayatın en büyük yanılgılarından biri sanırım, geleceği geçmişin penceresinden görmeye çalışmak. Ancak adı üstünde geçmiş… Yaşanmış ve tamamlanmış bir hikaye. Hemen

Hayatta herkes aynı başlangıç çizgisinden başlamaz. Kiminin önünde geniş imkânlar vardır, kiminin ise aşması gereken sayısız engel. Ancak başarıyı belirleyen tek

İnsanı en çok ne yaralar? Yaşadıkları mı, yaşayamadıkları mı? Yoksa yaşamaya cesaret edemedikleri mi? Aslında insanı etkileyen şey çoğu zaman sadece

Maslow’a göre insanın en yüksek ihtiyacı “kendini gerçekleştirmek.” Yani sahip olduğu potansiyeli yaşayabilmesi, kendi olabilmesi, içindeki gerçek kişiye yaklaşabilmesi… Fakat yıllardır

Hiçbir zaman tarif edemediğim ve edemeyeceğim o hissi, sevgiyi, fedakarlığı elimden geldiğince anlatmaya çalışacağım bir yazı olacak sanırım. Sevgi, merhamet duygusunu

İnsan, yaşadıklarının ağırlığı altında genellikle değişir. Kırıldıkça sertleşir, sustukça içine kapanır, güvendikçe yaralandığında ise artık güvenmeye ve inanmaya korkar hale gelir.

Bugün 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı. Bir milletin çocuklarına duyduğu güvenin ve geleceğe bıraktığı en anlamlı sözün adıdır bu

Söyleyecek sözlerin tükendiği yerle sayfalarca yazarak söylemek istemek aynı anda olabilir mi? Günümüz Türkiye’sinde evet! Daha Çekmeköy’de yaşanan acı dinmemişken Kahramanmaraş’ta,

Son yıllarda en çok duyduğumuz kavramlardan biri de şüphesiz narsizm kavramıdır. Sosyal medyada, ilişkilerde, iş hayatında ve günlük konuşmalarda sıkça karşımıza

Her insan içinde bir iyilik, bir de kötülük taşır. Bazılarımız için bunu kabullenmek zor olabilir ama gerçek budur. İnsanları sadece göründüğünden

Yalnızlık çoğu insanın korktuğu bir duygudur. Kalabalıklar içinde kaybolmayı tercih ederiz çoğu zaman, çünkü yalnız kalınca insan kendisiyle baş başa kalır.

Hayat, insanı çoğu zaman görünüşe alıştırır. Güler yüzler, sıcak sözler, iyi niyet adı altında yaklaşımlar… Herkesin arkasında bir hikaye vardır ve

“Eti senin kemiği benim” anlayışından “canın benim” anlayışına… “Bana bir harf öğretenin kırk yıl kölesi olurum” yaklaşımından “senin yaşama hakkına ben

Bazı erdemler yüksek sesle konuşmaz. Tevazu da bunlardan biridir. Gürültülü bir çağın içindeyiz. Herkes kendini uzun uzun anlatıyor; bazen kanıtlıyor, sürekli

19. yüzyıl Paris’inde ortaya çıkan bir figürden söz etmek istiyorum bugün: Flanör. Kelime anlamı “aylak gezgin” olarak çevrilse de kavram bundan

Durup geçmişimizi düşündüğümüz anlar vardır… Bir çocukluk sabahı, eski bir şarkı, tozlu bir fotoğraf karesi… İçimizde ince bir sızı belirir. O

Sevmek ve sevilmek… İnsana güç veren, değerli hissettiren, umudu diri tutan ve insanın yükünü hafifleten o kadim duygu. Bir bakışta, bir