Kendini seçebilmek
Her şartta, her durumda.
Bu bencillik değil.
Aksine, insanın kendi değerinin farkına varmaya başladığının en net işaretidir.
Bazen öyle durumların içine girersiniz ki ne yaparsanız yapın sonuç alamazsınız.
İlişkileri ayakta tutmak, sevdiklerinizi kaybetmemek için didinir durursunuz.
Ama sadece didinirsiniz.
Peki, sizin çabanızla ayakta durabilecek şeylere gerçekten ihtiyacınız var mı?
Sevilmek için bu kadar emek vermek bir zorunluluk mu?
Ailemiz, arkadaşlarımız, sosyal çevremiz, çocuğumuz…
Ya onlara benzeriz ya da onları kendimize benzetmeye çalışırız.
Hatta daha da kötüsü; sevilmek için değişiriz.
Ve sizi kendiniz olmaktan çıkaran şeyin gerçekten “sevgi” olup olmadığını sormak bile aklınıza gelmez.
Ama durup düşünelim:
Bizim çabamız sevilmek için yeterli mi?
Yoksa kendimizi sevilmeye bu kadar mı layık görüyoruz?
Biz kendimizi olduğumuz hâlimizle kabul edip sevebiliyor muyuz ki bunu başkalarından bekliyoruz?
Değerli olmamız, başkalarının bizi sevmesi ve sahiplenmesiyle mi doğru orantılı?
Kesinlikle hayır.
İnsan, kendisini eksileriyle, hatalarıyla, kusurlarıyla kabul edip sevdikten sonra şunu da idrak eder:
Sizi tamamlayacak olan bir başkası değildir.
Kendimizle iyi geçinmeyi öğrendiğimizde, insanların bize nasıl davranmaları gerektiğinin sınırını da çizeriz aslında.
Değerimizi belirleyen insanlar hayatımızdan çıktığında değersiz hissetmemizin sebebi de değerimizi başkalarıyla belirlediğimize olan inancımızdır.
Oysa birileri sizi sevmese de siz değerlisiniz.
Birileri sizi takdir etmese de siz başarılısınız.
Birileri size huzur vermese de siz huzurlusunuz.
Evrende eşsiz bir varlık olduğumuzu hatırlamak bile yeterlidir.
Birilerinin bunu onaylamasına ya da desteklemesine ihtiyacınız yok.
Siz eşsiz bir varlıksınız.
Ve değerlisiniz.
Çünkü değer, başkalarının kalbinde değil, insanın kendine karşı sergilediği duruşunda saklıdır.