"Halktan taraf yeni nesil yayıncılık"
Ara
Close this search box.

GELECEĞİ TOPRAĞA GÖMMEK!

Söyleyecek sözlerin tükendiği yerle sayfalarca yazarak söylemek istemek aynı anda olabilir mi?

Günümüz Türkiye’sinde evet!

Daha Çekmeköy’de yaşanan acı dinmemişken Kahramanmaraş’ta, Şanlıurfa’da okullarda yaşananlar…

Bakın okullarda diyorum bu durum çok acı ve çok vahim.

Birilerinin belirttiği sayılardan ibaret değildir bu ölümler. Öğrencinin çocuğun ölümü geleceğin ölümüdür. Eğitimcinin öğretmenin ölümü eğitimin bir neslin ölümüdür.

Sayıyla belirtilen evlatlarımız, gözlerinin içine bakarak büyüttüğümüz çocuklarımız!

Toplumsal yozlaşmanın zirvesindeyiz. Zirveden inmek için daha ne kadar can verilmesi gerekiyor daha ne kadar korkuyla adım atmak gerekiyor?

Mesele sadece insanların eğitimsizliği değil bunu yaşayarak gördük. Mesele gittikçe yok olan aile anlayışımız, mesele mafyayı, silahlanmayı güzelleştiren, saygısızlığı kavgayı reyting için kullanan televizyon dizileri ve programları, mesele oynanan çocuk yetişkin fark etmeksizin zihin bulandıran korkunç bilgisayar oyunları, mesele bireysel silahlanma, mesele merhametsizlik, mesele bencillik, mesele ben görmedim o görsün algısıyla yetiştirilen çocuklar, mesele özgüven adı altında yaygınlaşan saygısızlık, mesele okulların korunmaması, mesele eğitimin yozlaşması, mesele çocuklarımızı okula göndermeye korkar hale gelmemiz, mesele eğitimciler olarak işe gitmeye korkar hale gelmemiz, mesele empatiden ahlaktan, ilimden bilimden uzak bir neslin yetişiyor olması…

Mesele çok fazla. Ama çoğu bireysel değil toplumsal bu meselelerin.

Ama asıl korkutucu olan şu:

Artık bu yaşananlara şaşırmıyoruz, bir süre konuşup sonra susuyoruz, bir süre üzülüp sonra unutuyoruz. Bir süre tepki verip sonra hayatımıza kaldığımız yerden devam ediyoruz.

Oysa alıştığımız her kötülük, biraz daha normalleşiyor. Normalleşen her şiddet, biraz daha büyüyor.

Ve biz alıştıkça, görmezden geldikçe, “bana dokunmayan yılan bin yaşasın” dedikçe bu düzen daha da kök salacak.

Bugün korkuyla okula gönderilen her çocuk, yarın bu korkunun içinde büyüyecek. Bugün tedirginliğe alışan her öğretmen, yarın umudunu, eğitimci ruhunu kaybedecek.

Ve umut kaybolduğunda, geriye sadece karanlık kalacak.

Bu yüzden artık mesele sadece ne yaşandığı değil…Mesele, bizim buna nasıl alıştığımız.

Ve eğer bir toplum, çocuklarının ölümüne, öğretmenlerinin çaresizliğine alışmışsa, orada çöküş başlamış demektir. Bu çöküş bugünü, yarını yok edecek bir çöküş.

Ne yazık ki bu bir ihtimal değil, bu bir süreçtir.

En acısı da üzülmekle yetiniyoruz korkuyla yaşamaya devam ediyoruz ve maalesef kabulleniyoruz.

Üzülerek, korkarak, kabullenerek kendi geleceğimizi göz göre göre toprağa gömüyor sabah öperek sarılarak gönderilen çocukların akşam morgdan alınması izliyoruz.

Yazık, çok yazık…