Her insan içinde bir iyilik, bir de kötülük taşır.
Bazılarımız için bunu kabullenmek zor olabilir ama gerçek budur. İnsanları sadece göründüğünden ibaret sanmak, insanı derin bir yanılgıya sürükler.
Çünkü her insanın içinde bastırdığı duygular, yaşadığı kırgınlıklar ve susturduğu öfkeler vardır. Günlük hayatın içinde takılan maskeler ise çoğu zaman bu duyguları gizler.
İnsan ne salt iyidir ne de salt kötü.
Bazen fazla iyimserlik, bazen beklentiler, bazen de yaşadığımız hayal kırıklıkları… İnsanın içindeki karanlığı harekete geçirebilen duygular.
İnsan, şartlar zorlaştığında, kırıldığında, haksızlığa uğradığında ya da sabrı tükendiğinde kendi iç dünyasıyla yüzleşmek zorunda kalır çoğunlukla.
Burada asıl mesele, kötülüğün varlığı değil; ona nasıl yaklaştığımızdır.
İyi insan olmak, içinde hiç kötülük olmaması değildir. İyi insan olmak; öfkeliyken kendini ve davranışlarını kontrol edebilmek, kırıldığında kırmamayı seçebilmek, gücü varken zarar vermemektir. Bu yüzden insanın gerçek karakteri zor zamanlarda gün yüzüne çıkar.
Ama herkes kendini en iyi diğerlerini kötü ilan etme eğilimindedirler.
Hayat sadece siyah ya da sadece beyaz değildir. Her insanın içinde bir mücadele vardır. Kimi bu mücadeleyi kazanır, kimi kaybeder; kimi ise her gün yeniden savaşır.
Belki de grinin varlığını kabullenmek gerekiyordur. En nihayetinde iyilik ve kötülük her insanın içinde barındırdığı zıt ve bütün bir duygudur.
Zira kötülük çoğu zaman bir anda ortaya çıkmaz. Ancak kontrol edilmezse büyür, birikir ve insanın davranışlarına yansır. Bu yüzden insan önce kendini tanımalı; öfkesini, hırsını ve kırgınlığını fark etmeli, onları yönetmeyi öğrenmelidir. Çünkü insan, kendi içindeki karanlığı tanımadan aydınlığa ulaşamaz.
İnsan çoğu zaman kötü olmayı seçerek başlamaz hayata. Küçük kırgınlıklar, görülmeyen emekler, anlaşılmayan duygular ve adaletsizlikler zamanla insanın iç dünyasında birikir. Her görmezden gelinme, her değersiz hissetme, her haksızlık insanın içindeki iyiliği biraz daha yorar. Yorulan iyilik ise bazen yerini sessiz bir öfkeye bırakır. İşte o noktada insan, ya içindeki karanlığa teslim olur ya da onu kontrol etmeyi öğrenir.
Hayatın en zor tarafı da budur aslında. İyi kalmak kolay değildir. Kırıldığında kırmamak, incindiğinde incitmemek, haksızlığa uğradığında adaletten şaşmamak güçlü bir karakter ister. Çünkü kötülük çoğu zaman güçlü görünür, iyilik ise sabır ister. Sabır ise herkesin taşıyabildiği bir yük değildir.
Belki de bu yüzden dünyada iyi insan sayısı az gibi görünür. Oysa iyi insanlar vardır; sadece sessizdirler..
İçlerindeki karanlığı büyütmek yerine, onu kontrol etmeyi seçerler. Çünkü bilirler ki insanın gerçek gücü, başkalarına zarar vermek değil, kendini kontrol edebilmektir.