Özel Haber/Mimarlar Odası Muğla Şube Başkanı Suat Selvi, tarihi yapıların korunarak kamu binası, müze veya kültürel alan olarak değerlendirilmesi gerektiğini vurguladı. Selvi, “Önemli olan bu yapıların güçlendirilerek özgün kimlikleriyle geleceğe taşınmasıdır” dedi.
***Yerel yönetimler ile iyi geçinmek ya da kavga etmek gibi bir dertlerinin olmadığını söyleyen Selvi, “Bir belediye bizden mesleki denetim istemiyorsa, ben anlarım ki kamuoyundan saklamak istedikleri projeleri vardır. Biz elimizi taşın altına koymaya hazırız” diye konuştu.
Muğla, doğa, tarih ve kültür açısından eşsiz bir hazineye sahip. Şehirde yüzyıllardır korunan, nesilden nesile aktarılan ve özgün mimariye sahip yapılar, birçok hikayeyi de içinde barındırıyor.
İL GENELİNDE 6 BİN 694 TESCİLLİ YAPI BULUNUYOR
Muğla Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu Müdürlüğü’nün 2024 Aralık verilerine göre, il genelinde 6 bin 694 tescilli yapı ve bin 277 sit alanı bulunuyor. Karia ve Likya uygarlıklarının hüküm sürdüğü, Asar Dağı eteklerine kurulu Menteşe ilçesindeki bazı tarihi yapılar, kamu binası ve kültürel alan olarak da kullanılmakta.
Mimarlar Odası Muğla Şube Başkanı Suat Selvi ve oda üyeleri, tescilli yapıların korunmasına ilişkin Mabolla Medya’ya açıklamalarda bulundu.
“TARİHİ YAPILARIN KORUNMASI KONUSUNDA CİDDİ SIKINTILARIMIZ VAR”
Mimarlar Odası Başkanı Suat Selvi, Türkiye’nin jeopolitik konumu nedeniyle tarih boyunca pek çok medeniyetin gelip geçtiğini, bunun da yerleşik kültür oluşumunu zorlaştırdığını söyledi. Selvi, “Bizim ülkemiz, sürekli göçlerin ve istilaların yaşandığı bir bölge. Yunanistan gibi ülkelerde binlerce yıldır süregelen yerleşik hayat var. Ancak Türkiye, Ortadoğu ve Latin Amerika gibi ülkeler sürekli değişime uğradı. Bu da bir önceki medeniyetin izlerinin silinmesine yol açtı” dedi.
Oda Başkanı Selvi, bu yapılar için en iyi koruma yönteminin işlevsellik kazandırmak olduğunu vurgulayarak, “Tarihi binalar turizm, sanat, kamu hizmetleri ya da müze olarak değerlendirilebilir. Önemli olan, yapıların fiziksel olarak güçlendirilmesi ve özgün kimliklerini koruyarak geleceğe aktarılmasıdır. Ancak ne yazık ki koruma kurulları bu konuda yetersiz kalıyor. Tarihi yapıların korunması konusunda ciddi sıkıntılarımız var” diye konuştu.
“TARİHİ BİNALARIN KAMU BİNASI OLARAK KULLANILMASI DOĞRUDUR”
Oda üyesi Mimar Mehmet Yenisu ise Muğla merkezde yaklaşık 400 tescilli bina bulunduğunu belirterek, bu binaların dışında da kentin mimari dokusunu tamamlayan ancak resmi olarak tescillenmemiş yapılar olduğunu söyledi.
2002’de onaylanan Koruma Amaçlı İmar Planı’nın günümüz koşullarına göre yeniden ele alınması gerektiğini belirten Yenisu, “Türkiye’de ‘asal yapı’ diye bir tanım yok ancak kent dokusunu oluşturan bazı binalar, tescilli olmasa da korunması gereken bir değere sahip. 2002’de onaylanan Koruma Amaçlı İmar Planı’nın günümüz koşullarına göre yeniden ele alınması, tescilli binaların yeniden gözden geçirilmesi gerekiyor. Sadece bir binanın tescillenmesi, koruma altına alınması şeklinde değil de tüm dokunun korunması anlamında değerlendirmek daha doğru olur. Tarihi binaların kamu binası olarak kullanılması doğrudur. Hatta bu konu da teşvik edilmeli çünkü insanlar günümüz koşullarında bu tarihi yapıları koruyamıyorlar” diye konuştu.
“EVRENSEL TASARIM İLKELERİNİ GÖZ ÖNÜNDE BULUNDURMALIYIZ”
Mimar Beste Yenisu da tarihi yapıların kentin kimliği açısından büyük önem taşıdığını vurgulayarak, “Bu yapılar aslında toplumun ve kentin en somut hafızalarıdır. Onlara ne kadar hayat verirsek, toplum da bize o kadar anlatacak şey bulur” dedi.
Yeni kamu binaları inşa etmek yerine mevcut tarihi yapıların değerlendirilmesinin daha kıymetli olduğunu belirten Beste Yenisu, “Bu binalar doğru işlevlerle hayata kazandırıldığında, hem ekonomik hem de kültürel açıdan büyük fayda sağlar. Ancak bu süreçte evrensel tasarım ilkelerini de göz önünde bulundurmalıyız. Toplumun tüm bireylerinin erişebileceği bir yapı yapmadığımız sürece gerçekten kamu yararına bir iş yapmış sayılmayız. Ayrıca bu süreçte deprem ve yangın gibi riskler de göz önünde bulundurulmalı” diye konuştu.
“BİNALARIN TURİZME KAZANDIRILMASI, TOPLUMSAL HAFIZAYLA DOĞRUDAN İLİŞKİLİDİR”
Yönetim kurulu üyesi Mimar Çiçek Özmen ise tarihi yapıların korunmasının yalnızca fiziki bir mesele olmadığını, aynı zamanda kolektif hafızanın bir parçası olduğunu ifade etti.
Özmen, “Binaların turizme kazandırılması, toplumsal hafızayla doğrudan ilişkilidir, hatta bunu kolektif bilinçdışı kavramıyla da özdeşleştirebiliriz. Geçmişe, o dönemin yaşayışına ve kültürüne ait unsurlara dokunmak, insanları her zaman iyi hissettirir. Ben koruma kavramına bu açıdan bakıyorum. Bazen bu yapılar o zamanki işlevi ile kullanılamayabiliyor. Bazı ekler, ilavelerle bugünkü yaşantıya uyarlanması gerekiyor. Bu yapıların içinde dolaşmak, o döneme ait dokuyu hissetmek ve yaşamak insanlara iyi gelir. Kamu yararına kullanımı da bu nedenle büyük önem taşır” dedi.
“BELEDİYELERLE İYİ GEÇİNMEK YA DA KAVGA ETMEK GİBİ BİR DERDİMİZ YOK”
Mimarlar Odası Başkanı Suat Selvi, mimarların sadece meslek örgütü olarak değil, aynı zamanda kente dair sorumluluk taşıyan aktörler olarak hareket etmeleri gerektiğini söyleyerek, “Türkiye’de önemli kişiler ve kurumlar hep ön plandadır ama değerli olanlar her zaman bedel ödemek zorunda kalır. Biz Mimarlar Odası olarak önemli değil, değerli bir kurum olmayı hedefliyoruz. Belediyelerle iyi geçinmek ya da kavga etmek gibi bir derdimiz yok. Doğru işlere destek veririz, yanlış işlerde ise karşı çıkarız” dedi. Selvi, kamusal alanların belirlenmesi için yarışmalar düzenlenmesi gerektiğini belirtti.
Selvi, sözlerini şöyle tamamladı:
“Bir belediye bizden mesleki denetim istemiyorsa, kamuoyundan saklamak istediği projeler var demektir. Biz elimizi taşın altına koymaya hazırız. Hayallerimiz var ve bu hayalleri belediyelerle birlikte hayata geçirmek istiyoruz.”













