Carl Gustav Jung’un “eşzamanlılık” kavramı, hayatımızdaki bazı rastlantıların yalnızca neden-sonuç ilişkisiyle açıklanamayacağını; bazen insanın iç dünyasında da bir anlam taşıyabileceğini söyler.
Jung bunu şöyle ifade eder:
“Eşzamanlılık, nedensel olarak bağlantısız olayların anlamlı bir biçimde bir araya gelmesidir.”
Hayatımıza giren insanlar, başımıza gelen olaylar, tekrar tekrar içinde kaldığımız döngüler…
Çoğu zaman yaşadıklarımızın içindeyken büyük resmi göremeyiz. “Neden hep benim başıma geliyor?”, “Neden hep aynı insanlarla karşılaşıyorum?” “Neden yine aynı şeyle sınanıyorum?” gibi sorularla hayıflanır dururuz.
Peki ya içinde bulunduğumuz durum ya da her daim aynı döngüde kaldığımızı hissettiren kişiler bize aslında bir şey anlatmaya çalışıyorsa?
Bazen başımıza gelenlerin, hayatımıza girenlerin ya da hayatımızdan çıkanların bizim açımızdan nesnel bir değeri olmayabilir. Tüm bunların tek nedeni bizim ruhumuzda gerçekleşmesi gereken bir değişimdir belki de.
Nesnel olarak kalıcı olmayabilir bir şeyler ya da kişiler hayatımızda ama kim bilir belki de bizde bıraktıkları olumlu ya da olumsuz her şey bize farklı bir pencere açacaktır.
Belki de hayatımıza giren herkes kalmak için gelmiyordur. Bazıları bir şey öğretmek, bazıları bir yarayı göstermek, bazıları da bizi kendimizle karşılaştırmak ve bizi kendimizle yeniden tanıştırmak için hayatımıza dokunuyordur.
Bir insan gelir ve kendinizle karşılaşırsınız.
Biri gider ve neye tutunduğunuzu fark edersiniz.
Biri sizi kırar ve yıllardır nerelerinizden kırılmaya razı olduğunuzu görürsünüz.
Biri sizi sever ve belki de ilk kez, kendinizi ne kadar az sevdiğinizi fark edersiniz.
Bu yüzden bazı insanların hayatımızdaki değerini ne kadar kaldıklarıyla ölçemeyiz. Bazı insanlar hayatımıza kalmak için değil, bizi değiştirmek ve bize bir şey öğretmek için girer ve görevleri tamamlandığında hayatımızdan çıkıp giderler.
Belki de insanın olgunlaşması, hayatına giren herkesi hayatında tutmak zorunda olmadığını; ama herkesin bıraktığı izi anlamaya çalışabileceğini fark etmesidir.
Bu nedenle geçmişe dönüp yalnızca “Neden oldu?” diye sormak yerine “Bana ne gösterdi, bu durumdan ya da kişiden ne öğrendim?” diye sormak gerekir.
Kim bilir, belki de aldığınız cevap yaşadığımız şeyin anlamını değiştirecektir.
Tesadüf var mıdır, bilmiyorum.
Ama bazı karşılaşmaların bize kendimizi gösterdiği kesin.
Belki de asıl mesele, hayatımıza kimin girdiğindenhayatımızdan kimleri çıkardığımızdan çok, o karşılaşmadan sonra bizim kim olduğumuzdur.
Ne dersiniz?