"Halktan taraf yeni nesil yayıncılık"
Ara
Close this search box.

SU GİBİ OLMAK

İnsanın kendisiyle ve hayatla mücadelesi çoğu zaman bir akarsuya benzer. Yol boyunca önümüze engeller çıkar, akışımız kesilir, bazen bulanır bazen de yönümüzü kaybederiz. Sufi geleneği bu yolculuğu su metaforuyla anlatır ve suyu, insan olmanın en sade ama en derin öğretmeni olarak görür.

Bugün hayatın ağırlığı altında ezilen, yön arayan, sesini duymakta zorlanan herkesin dönüp bakması gereken bir felsefedir bu: Su gibi olmak.

Su, önüne çıkan hiçbir şeyle kavga etmez. Ne kayayı parçalar ne de akışından vazgeçer. Yolu kapalıysa bekler, taşarsa yeni bir yol açar; ama asla kendini tüketmez.

İnsan için de aynı gerçek geçerlidir. Direnmek yerine akmayı seçtiğimizde hem güçten hem de huzurdan yana oluruz. Aslında suyun bize öğrettiği şey, esnemenin kırılmak olmadığı hayatta kalma yöntemi olduğudur.

Sufilere göre su, temizliği simgeler. Kirlenir, bulanır ama doğası gereği akmaya devam ettikçe arınır.

Hayatta bazen yanlış seçimler yapar, kırılır, üzülürüz. Önemli olan kirlenmek değildir; asıl mesele akmayı bırakmamaktır. Çünkü aktıkça, yola devam ettikçe yenilenmeye devam ederiz.

Su hangi kaba girerse onun şeklini alır. Kabın biçimini kabul eder ama özünden vazgeçmez.

Bizler de hayat içinde farklı rollere bürünürüz: anne, evlat, çalışan, eş, dost… Uyum sağlamak kaçınılmazdır. Fakat Sufi öğreti der ki:

“Rolün değişebilir ama özün değişmemeli.”

Su, görüntüsünün aksine oldukça güçlüdür. En sessiz haliyle bile kayayı aşındırır. Gürültü yapmaz, bağırmaz, gösteriş peşinde koşmaz.

Gerçek güç de böyledir: Sessiz, derin ve sabırlı. Su bize sabrın, zamanla birleştiğinde nasıl bir güce dönüştüğünü hatırlatır.

Sufilere göre su, insanın aynasıdır.

Bulanıklığımızı, direncimizi, yorgunluğumuzu ve berraklığımızı onda görürüz.

Su gibi olmak; kavga etmeden yol bulmak, yumuşaklıkta güç bulmak, akıntıda kaybolmadan özünü korumak ve dokunduğun her yere nefes verebilmektir.

Sufilerin suya bakarak anlattığı gerçek aslında şudur: İnsan, akmayı öğrendiği yerde özgürleşir. Su gibi olmak; teslimiyet değil, bilinçli bir seçimdir.

Kurumayı göze almadan akmak, akarken kendini kaybetmeden ilerlemek, ilerlerken de dokunduğu her yere iz bırakmak…

Hayat dediğimiz yolculuk da bundan ibarettir.

Sonuçta, hayatın akışını değiştiremeyiz belki ama kendi akışımızı seçebiliriz. Ve su gibi akmayı seçen hiç kimse, yolunu kaybetmez.

Çünkü su, her zaman kaynağına döner; insan da en sonunda kendisine.

Büyüklerimizin duasıydı “su gibi ömrün olsun.”

Su gibi ömür için su gibi yaşayabilmek gerekir…