Evimizde izlerken, sokakta izlerken, televizyonda izlerken şimdi de okullarda izlemeye başladık.
Hiçbir büyük yıkım ayak sesi olmadan gelmeyeceği gibi, çocuklarımızı ve öğretmenlerimizi yitirdiğimiz bu yıkımları da duymak mümkün olurdu belki. İzlemeyi bırakıp dinlemeye, anlamaya, harekete geçmeye odaklansaydık…
Şimdi herkes kendince, kendi dışında suçlu aramaya koyuldu. Kaçımız diyebiliyoruz benim de payım var diye?
Benim payım var.
Trafikte, iş yerinde, evde, sokakta ve diğer her yerde şiddeti normalleştiren herkesin payı var.
Bile isteye bir canlıya zarar vermeyi kalbinden geçirebilen herkesin payı var.
Fiziksel şiddeti bir kenara bırakalım, psikolojik ya da dijital şiddeti kendine hak gören ya da bunlara da sessiz kalan herkesin payı var.
Televizyonlarda kadına, çocuğa, hayvana, “güçsüz” görünene yapılan zulmü oturup izleyen herkesin payı var. Bunları para kazanmak için bize izletenlerin daha büyük payı var.
Çocuklarını başarısızlığa, olumsuz duygulara, reddedilmeye hazırlamadan büyüten tüm ebeveynlerin rolü var.
“Okuyanların hali ne oldu, hayat hayat okulunda öğrenilir” diyerek eğitimi önemsizleştiren, eğitimsizliği öven ve öğretmenlik mesleğinin saygınlığını küçülten herkesin payı var.
Veliden ya da yönetimden korkup çocuğun riskli davranışlarını görmezden gelen kim varsa, hepsinin payı var.
“Erkek dediğin…” diye başladıkları cümleleri vahşet çağrısıyla sürdüren herkesin suçu var.
Tüm bunları yapmasa bile mücadeleden geri duran, kendi çocuğunu elindeki imkanlarla koruyup gerisine gözünü, kulağını kapatan herkesin payı var.
Önlenemez, öngörülemez, öğrenilemez diyen herkesin payı var.
Hepimizin payı var.
Çocuklarımız hariç hepimizin suçu var.
Utanıyorum.