"Halktan taraf yeni nesil yayıncılık"
Ara
Close this search box.

PEMBE FİLİ DÜŞÜNME

Keşke düşünmemeye çalıştığımızda gerçekten düşünmemeyi başarabilseydik.

Keşke zihnimizin bir kapatma tuşu olsaydı…

Keşke bir dinlenme modu olsaydı…

Ama maalesef böyle değil. Tıpkı bastırılan duygular gibi, düşünmemeye çalışılan yorucu düşünceler de biz onları ne kadar ileri itersek o kadar bizimle buluşmak için zaman kollarlar sanki.

Bazen fazla düşünmek zayıflıkmış gibi algılarız. Çok düşündüğümüz için kendimizi yapmaktan alıkoyarız. Güzel anların tadını çıkaramamaya başlarız çünkü o düşünceler etrafımızı sarar. Tabii bu düşünceler genellikle olumlu şeyler olmaz. Olumlu olsalar, güzel olsalar, hayallerimize ya da hedeflerimize dair olsalar zaten rahatsız edici bulmazdık. Ama olumsuz duyguları kabul etmekte güçlük çektiğimiz gibi, olumsuz düşünceleri kabul etmekte ve onları düşünmek için zihnimize ve kendimize alan tanımakta da güçlük çekiyoruz.

Tıpkı şöyle, birine “pembe fili düşünme” dediğiniz anda zihni otomatik olarak bir pembe fil üretir. Çünkü zihin yasaklanan şeyi silmez, tam tersine onu kontrol etmeye başlar. Ve kontrol ettikçe daha çok hatırlar. Bu yüzden belki de olumsuzu düşünmekten kaçınmak bizi güçlü değil, tam tersine daha da yorgun yapıyor.

Zihnimizin farkında olduğumuz anlarda susturabiliriz belki. Ama dalıp gitmelerimizi önleyemeyiz. Mutlu olmamız gereken anlardaki o burukluğu önleyemeyiz. Bir fotoğraf çekerken aklımıza gelen bir cümleyi, uykuya dalmadan önce yaşadığımız o içsel hesaplaşmaları, kalabalığın ortasında birden içimize çöken o sessizliği önleyemeyiz.

Peki bir düşünce zihnimize istemediğimiz anlarda sıkça geliyorsa bu onu kontrol edemediğimiz anlamına mı gelir?

Oysaki düşünceler bizim zihnimizde üretilir. Onların evi orasıdır. O nedenle onların kontrolünün gücü de yalnızca kendimize aittir. Belki de mesele düşünceleri tamamen susturmak değil; ne zaman konuşacaklarına biz karar vermeyi öğrenmek. Düşünceler istediğinde değil, biz izin verdiğimizde bizimle buluşsunlar.

Mesela gün içinde kendine küçük bir zaman ayırıp “tamam, şimdi düşünebilirim” dediğinde o düşünce biraz daha sakinleşir. Çünkü artık gizli saklı gelmek zorunda değildir. Ya da bazen bir şeyi yazdığında, zihninde dönüp duran o cümlelerin aslında o kadar da karmaşık olmadığını fark edersin.

Ve belki de kendimize şunu söylemek daha gerçekçi olur; düşünceler geldiğinde hemen harekete geçmek zorunda değiliz. Düşünceler istediğinde zihnimize gelmesin, biz düşünmek için onlara vakit yaratalım. Ama ardından eyleme geçmek için motivasyonu beklemeyelim. Çünkü bazen motivasyon, düşünce sustuktan sonra değil; biz o “ilk adım” ı attığımızda gelir…