Sosyal medyada öyle bir kesim var ki, motive etmeye çalışırken ellerine yüzlerine bulaştıranlar…
Mesleğini tam bilmediğimiz içerik üreticileri, spor koçları, yaşam koçları, eğitim koçları, diyetisyenler, kuaförler ve ne yazık ki bazen de meslektaşlarımız…
Öyle bir cümle söyleyecekler ki bir anda hayatımız düzene girecek, kendimizi “gelişmiş” halde bulacağız, hayatımızdaki sorunlar kendiliğinden çözülecek, çok para kazanacağız ve daha bir sürü güzel şey olacak.
Diyelim ki majör depresyonda olan biri var, bırakın kendisi için büyük adımlar atmayı yatağından kalkamıyor. Umutsuzluk içinde günleri birbirini izliyor.
Siz diyorsunuz ki “beynin ve bağırsağın birlikte çalışıyor, böyle sağlıksız beslenmemelisin. Spor yapmalısın.” Bir başkası geliyor ve “biraz kendine bak, güzel giyin ve güzel makyajlar yap yoksa erkeğini elinden kaçırırsın.” diyor. Bir başkası “dine dön, tek kurtuluş orası.” diyor.
Herkes heybesinde ne varsa onu söylüyor.
Tek bir doğru yok, tek bir çıkış yolu yok katılıyorum. Belki de her biri doğru.
Ama o kişi için hangisi doğru? Onun kendi çözümü nerede? O çözümü arayabilmesi için gerekli gücü ona hangi ilaç ya da hangi ekol sağlayabilir? Önce bunları düşünen, kalıcı çözümü arayan da bırakın da bizler olalım.
Sosyal medyada görünür olmak isteyen sevgili meslektaşlarım, bırakın etik çerçevede görünür olalım.
Bir cümle ya da bir alışkanlık bize iyi geliyor diye bir başkasına da aynı etkiyi vermek zorunda değil. Psikoloji, “bak ben böyle yaptım ve iyi geldi, hadi sen de yap” bilimi değil. Deneyimlerimizi aktarırken ya da iyi niyetle “öğüt” vermeye yeltenirken bir durup düşünmeliyiz bence; ben kimim diye…