"Halktan taraf yeni nesil yayıncılık"
Ara
Close this search box.

EŞİNE YARDIM EDEN ERKEKLERE…

“Eşime elimden geldiğince yardım ediyorum” diye son yıllarda sık duyduğumuz bir övünme biçimi var.

İlk bakışta kulağa olumlu geliyor değil mi? Ama biraz durup düşününce, bu cümlenin içinde saklı olan maalesef “cinsiyetçi” bakış açısı kendini ele veriyor. Çünkü yardım etmek demek, o işin zaten bir başkasına ait olduğunu kabul etmek demektir. Yani evin, çocukların, temizliğin asıl sorumlusu kadın, erkek ise gönüllü destekçi.

Oysa bu bir lütuf değil. Olmamalıdır. Bu, birlikte yaşanan evin, beraber dünyaya getirilen çocuğun, beraber kurulan bir hayatın doğal sorumluluğudur.

Ne yazık ki bazı erkekler ayda yılda bir yemek yaptığında, çocuğunu bir akşam yatırdığında ya da kadının direktifiyle çamaşır makinesini çalıştırdığında bunu bir başarı hikayesi gibi anlatabiliyor. Alkış bekliyor, takdir bekliyor…

Hatta kimi zaman bunu “modern erkek” olmanın, eşini sevmenin kanıtı olarak sunuyor.

Oysa sorumluluğunu yerine getiren biri alkış beklememelidir. Çünkü o zaten yapması gerekeni yapıyordur.

“Yardım ediyorum” diyen biri, farkında olmadan partnerini ana sorumlu konumuna yerleştirir. Bu da onun omzuna görünmeyen yükler bindirir; planlamak, hatırlamak, organize etmek, takip etmek…

Ve bu emek çoğu zaman görünmez olduğu için, takdir de edilmez.

İşte tam bu noktada eleştirmemiz gereken şey, erkeklerin ev işi yapmalarını “iyilik” gibi sunmalarıdır. Çünkü bu bakış açısı değişmediği sürece, yapılan işin miktarı artsa bile eşitsizlik devam eder.

Gerçek eşitlik, “Ben sana yardım ediyorum.” cümlesinin yerini, “Bu bizim ortak sorumluluğumuz.” anlayışına bıraktığı yerde başlar.

Bu bir fedakarlık ya da iyilik değildir. Bu, adalettir.

Eğer bir taraf sürekli “yardım eden” rolündeyse, diğer taraf zamanla yalnızlaşır, yorulur ve değersiz hisseder.

Bu yüzden mesele daha çok iş yapmak değil; o işi kimin sorumluluğu olarak gördüğünü değiştirmektir.

Çünkü gerçekten hayatı paylaşmak, birinin diğerine destek olmasıyla değil; iki kişinin aynı hayatı eşit şekilde sahiplenmesiyle kurulur.

İşte o zaman hayat, müşterek olur.