Aklımı yitiriyor gibi hissediyorum… Doğru hatırladığıma eminim aslında, neyse kesin yine kafam karıştı. Neden her şeyi çarpıtıyorum, neden bu kadar hassasım?
Bu cümleleri bu aralar kendinize çokça soruyorsanız, kötü bir haberim var, manipülasyona uğruyor olabilirsiniz…
Gaslighting.
1938’de kaleme alınan aynı isimli bir tiyatro oyununun literatüre kazandırdığı, en yaygın ve belki de en sinsice içimize işleyen manipülasyon yöntemi.
Tiyatro oyununda ve sonrasında uyarlanan filmde, partnerlerden erkek olan her gün yavaş yavaş gaz lambasını kısıyor, kadın bunu fark ettiğinde tabii ki sorguluyor. Ancak erkek bunu öyle yönetiyor ki nihayetinde kadın, aslında ışığın aynı kaldığını ve kendisinin delirdiğini düşünmeye başlıyor.
Günümüzde bu gaz lambaları şekil değiştiriyor ama hala varlar. İşte, ailede, romantik ilişkilerimizde…
Örneğin sevgiliniz mesajlarınıza geç cevap veriyor, aramalarınızı açmıyor, bunu alışkanlık haline getiriyor. Siz de soruyorsunuz “neden böyle yapıyorsun, kendimi değersiz hissediyorum” diye…
Aldığınız yanıt “Sevgilim, biraz yoğun bir süreçten geçtim. Haklısın, daha özenli davranmalıydım. Anlayışını istiyorum, değersiz hissetmeni istemem.” olduğunda ne ala…
“Her zamanki gibi abartıyorsun. Ne kadar hassassın. Her aradığında açıyorum, ne yaşıyorsun sen kafanın içinde?” olursa peki…
Ya da ailenizle -nihayet- yüzleşmek için kendinizde o cesareti buluyorsunuz. Çocuk size yaşatılan ve hak etmediğiniz onca şey hakkında konuşacaksınız. Derin bir nefes alıp soruyorsunuz, içinizden her gün geçen o zor soruları. Karşılığında samimi bir özür gelir, yeniden anne baba şefkatini biraz olsun hissedebilirim umuduyla.
Gelen ne özür oluyor ne de sıcak bir sarılma…
Aksine “sen her zaman hassas bir çocuktun, biz hiçbir zaman seni örselemedik, sen küçükken de böyle olmayan şeyleri var gibi anlatırdın.” gibi sizi tatmin etmenin aksine daha da inciten o cümleler dökülüyor dudaklarından…
Yakın ilişkilerimizin o karmaşık dünyasından çıkıp mecburen işe gidiyoruz sonra. Bazen yöneticiler bilgisayar yerine gaz lambası taşıyor çantalarında adeta.
Toplantıda, tüm iş arkadaşlarınızın önünde size “şaka” yapıyor. Ama siz gülmüyorsunuz. Sonra size hiç uygun olmayan, potansiyelinizin çok altında işleri sıralıyor. Cesaretinizi topluyorsunuz yeniden ve yeniden. Hak ettiğinizin bunlar olmadığını söylüyor, belki de duygularınızı açıyorsunuz samimiyetle.
Yine benzer cevaplar…
Yavaş yavaş özgüveniniz tükeniyor.
Tüm bunlardan şöyle bir sonuç çıkıyor artık, herkes beyaz bir ben mi karayım?
Hafızanızdan, akıl sağlığınızdan, kendi benliğinizden, yeterliliğinizden şüphe ederken atladığınız durum ise manipülasyona uğruyor olduğumuz gerçeği…
Fark edilmesi, içinden çıkılması zor, kabul…
Başkalarına gösterdiğimiz şefkati önce kendimize gösterdiğimizde, bizi samimiyetle aynalayan dostlar biriktirdiğimizde biraz daha kolay oluyor bu döngüyü kırmak.
Karşı taraf yalanları bir silah gibi doğrultuyor olabilir, doğrultsun. Onu yenebilecek olan tek şey, hakikate tutunmak…