"Halktan taraf yeni nesil yayıncılık"
Ara
Close this search box.

Başkan Aras: “Desalinasyon, ekosisteme en az etkiyle yapılacak”

Muğla Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Aras, Muğla Su İnisiyatifi’nin Ekinanbarı’ndaki denizden arıtma (desalinasyon) projesine ilişkin eleştirilerine yanıt vererek, proje ile ilgili tüm çevresel etki değerlendirmelerinin yapıldığını, kamu kurumlarından olumlu görüşler alındığını ve projenin ekosisteme en az etkiyle hayata geçirileceğini söyledi.

Muğla Su ve Kanalizasyon İdaresi (MUSKİ) Genel Müdürlüğü’nün Bodrum’a ilave su sağlamak amacıyla başlattığı ve Milas ilçesi Ekinanbarı Mahallesi’nde kurulması planlanan desalinasyon (tuzlu su arıtma) tesisine, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı tarafından geçtiğimiz Aralık ayında onay verilmişti.

Muğla Su İnisiyatifi ise geçtiğimiz günlerde bölgede basın açıklaması yaparak, tesisin ekosisteme zarar vereceğini, suyu ticarileştireceğini ve yüksek maliyetinin vatandaşa yükleneceğini belirterek projeye karşı çıkmıştı.

Projeye tepkiler sürerken Muğla Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Aras, 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü kapsamında bir araya geldiği basın mensuplarının sorularını yanıtlayarak desalinasyon projesine ilişkin açıklamalarda bulundu.

Aras, Ekinanbarı ve çevresinde planlanan çalışmalarla ilgili tüm çevresel etki değerlendirmelerinin tamamlandığını belirterek, “Ekolojik yıkım şu anda su ile ilgili her alanda var. Zaten iklim krizinin etkilerinden kaynaklanan bir kuraklık söz konusu. Barajlarda maalesef su yok. Aynı şekilde yağmur suları sürekli 24 saat insan için kullanıldığından, 150 litre/saniye olan miktar beşte bire düşerek 30 litre/saniyeye kadar geriledi. Aynı zamanda termik santraller meselesi var. Termik santrallerin kullandığı su, neredeyse Bodrum’un bir yıllık suyuna yakın bir hacimde. Biz Geyik Barajı için dava açtık ama davamız reddedildi. Aynı şekilde Dalaman Çayı’ndan talep ettiğimiz, 50 kilometre köprünün üzerindeki bir suyu ve Akköprü Barajı bölgesinden alacağımız suyu da ‘sizin ihtiyacınız yok’ denilerek Devlet Su İşleri reddetti” dedi.

“ÇEVRESEL ETKİ DEĞERLENDİRME RAPORLARIYLA KONUŞUYORUZ”

Aras, şöyle konuştu:

“Şimdi bizim en optimum çözümü bulmamız lazım. En optimum çözüm de, çevrecileri düşünerek şu anda denizden arıtma. Ancak atık suyu verilecek bölge aynı zamanda bir tuzladır ve üretim alanıdır. O bölge ekolojik açıdan da çok kıymetlidir, sazlıktır. O bölgeden aldığımız su, bir kere suyun kaynağından alınmayacak. Yani denize artık boşalacağı yere yakın bir noktadan alınacak. Oranın tuzluluk oranı da diğer deniz sularına göre çok düşüktür; neredeyse yüzde 70 daha azdır. O yüzden çıkan suyu da o bölgede faaliyet gösteren toprak alıcıları ve balık üreten çiftliklere vermek üzere onlarla gerekli istişareleri yaptık. Zaten çıkan tuzlu suya balık üretim çiftliklerinin ihtiyacı var ve biz bunu onlara ileteceğiz. Onlar bugüne kadar kuyular açarak bu suyu çekiyorlardı. Şimdi biz, arıtma tesisinden çıkan suyu onlarla buluşturacağız. Bu sistem, o bölgenin tuzluluğunu, ekolojik yapısını ve deniz ekosistemini minimum düzeyde etkileyecek bir sistem. Hatta ben bozmayacağını düşünüyorum; bazı uzmanlar da bunu söylüyor. Tabii ki aksi düşüncede olanlar da olabilir. Ama biz bilimsel olarak yapılan çevresel etki değerlendirme raporlarıyla konuşuyoruz. O yüzden Muğla Su İnisiyatifi müsterih olsun. Bizi biliyorsunuz, biz şeffafız. Belediyemiz şeffaf bir belediyedir. Zarar varsa onu da söylerim. Çünkü biz buraya halkın yararına, kamu yararına çalışmak için geldik. Kamuya ya da çevreye zarar verecek bir uygulamaya kesinlikle izin vermeyiz.

“TERMİK SANTRALLERİN KAPATILMASI LAZIM”

Ama bugün eğer diyorsanız ki ‘Bodrum’un ya da Muğla’nın, bölgenin yatağının ve diğer alanların su ihtiyacı nasıl karşılanacak?’ Bana göre termik santrallerin kapatılması lazım. Bunun başka bir açıklaması yok. Tabii ki bu, belli bir dönüşümle ve adil geçişle yapılmalı. Enerjiye geçiş sürecinde istihdamın korunması, orada çalışan emekçilerin ve emeklilerin hayatlarının garanti altına alınması gerekir. Yerine koyduğumuz enerjiyle birlikte de termik santrallere artık ihtiyaç kalmamalıdır. Türkiye bugün COP31’i yapıyor. Birleşmiş Milletler İklim Zirvesi’ni Türkiye’ye almanın onurunu yaşıyoruz. Ama bir taraftan da vahşi madenciliğe, iklim krizinin etkilerini artıracak birçok uygulamaya ve hatta yasa ve kararnamelere imza atılıyor.

“POLİTİKANIZI AÇIKLAYIN Kİ BİZ DE SU İHTİYACIMIZI NEREDEN KARŞILAYACAĞIMIZI BİLELİM”

Şimdi maden yasasını, yani zeytinliklerin madene açılmasını sağlayan düzenlemeyi de geçirerek iyice önünü açtılar. Ardından acele kamulaştırma ile içinde üç-dört köyü barındıran altı milyon metrekarelik alanı açık madenciliğe açıyorlar. Bu, oradaki tarımsal, kültürel ve çevresel ne varsa hepsini yok edecek bir süreçtir. Orman yapısı da açık madenciliğe açılmaktadır. İşte soru şu: Su mu, yaşam mı, yoksa ucuz linyit kömürü mü? Enerji ihtiyacını karşılayabilecek rüzgâr santralleri mi, güneş santralleri mi, yoksa artık dünyada tedavülden kalkmış kötü kömür santralleri mi? Politikanız ne? Bunu açıklayın ki biz de su ihtiyacımızı nereden karşılayacağımızı bilelim. Barajdan mı alacağız, yoksa desalinasyon mu yapacağız, yer altı sularını mı kullanacağız?

“DESALİNASYON PROJEMİZİ YAPACAĞIZ”

Toplum susuzluktan kırılırken, termik santrallerin soğutması için bu suyu kullanamazsınız. İkisi arasında bir öncelik olması gerekir. O yüzden biz desalinasyon projemizi yapacağız. Ama eğer termik santraller tamamen tedavülünü doldurdu, ki zaten 25 sene önce doldurdular, artık yerine rüzgârımızı ve güneşimizi koyduk denilirse, o zaman biz de mümkün olduğu kadar diğer ekosistemlere zarar vermeyecek şekilde yeni bir politik kararı ele alırız. Burada sorun yok.”

Paylaş