"Halktan taraf yeni nesil yayıncılık"
Ara
Close this search box.

SUÇLU KİM?

Toplumsal yozlaşmanın da ötesinde, bir çürümeye doğru gittiğimizin farkında mıyız?

Çürüyen bir toplum, çürüyen aileler ve bu ortamda büyüyen çocuklar, yani geleceğimiz.

Peki, bunun suçlusu kim?

Bir Afrika atasözü şöyle der:

“Bir çocuğu büyütmek için bir köy gerekir.”

Çünkü çocuğu yalnızca anne ve baba yetiştirmez. İnsan, dünyaya geldiği andan itibaren toplumsal bir varlıktır. Ailesinden, öğretmeninden, arkadaşından, komşusundan, izlediği içeriklerden, içinde yaşadığı toplumdan etkilenir.

Dolayısıyla ortada bir sorun varsa, sorumluluğu yalnızca anne babanın omuzlarına bırakmak kolaycılık olur.

Çocuğun yetişmesinde aile büyüklerinin, öğretmenin, arkadaş çevresinin, medyanın, sosyal medya platformlarının, toplumun kanaat önderlerinin ve siyasi karar alıcıların da payı vardır.

Yani mesele sadece bir çocuğun hikâyesi değildir.

Mesele hepimizin hikâyesidir.

Bugün ekranların başında büyüyen çocuklarımız, bizim kurduğumuz dünyanın içinde büyüyor. Şiddetin sıradanlaştığı, hakaretin iletişim biçimine dönüştüğü, insanların birbirini kolayca değersizleştirdiği bir ortamda çocuklardan sağlıklı bir dünya kurmalarını bekliyoruz.

Sonra bir çocuk şiddete yöneldiğinde şaşırıyoruz.

Bir genç insanlardan nefret ettiğinde şaşırıyoruz.

Çocuklar çevrimiçi forumlarda birbirlerinin öfkesini beslediğinde, saldırı planları yaptığında veya şiddeti bir güç göstergesi olarak gördüğünde yalnızca çocuğu suçluyoruz.

Oysa belki de önce aynaya bakmamız gerekiyor.

Çünkü bir çocuğun elindeki telefon, içinde yaşadığı toplumun aynalarından yalnızca biri.

Elbette hiçbir toplumsal koşul bireyin kendi eylemlerine ilişkin sorumluluğunu ortadan kaldırmaz. Ancak çocuklarımızın hangi ortamda büyüdüğünü sorgulamadan yalnızca onları suçlamak, asıl soruyu gözden kaçırmamıza neden olur.

Biz nasıl bir “köy” olduk?

Çocuklarımızın önüne nasıl bir dünya koyuyoruz?

Onlara neyi normal, neyi kabul edilebilir, neyi değerli gösteriyoruz?

Çocuklarımız yalnızca bizim söylediklerimizi değil, bizim nasıl yaşadığımızı da öğreniyor.

Ve eğer bir toplum gerçekten çürümeye başlıyorsa, bunun en ağır bedelini henüz yetişkin olmayanlar ödeyecektir.

Çünkü onlar yalnızca bugünün çocukları değil yarının toplumudur.