İnsan hayatı her daim tekdüze ilerlemiyor. İnişler, çıkışlar, düşüşler ve yeniden ayağa kalkışlar yaşamın kaçınılmaz bir parçası.
Bazı düşüşler yalnızca canımızı acıtmaz. Kendimizi, hayatımızı ve çevremizdeki insanları da sorgulatır. O ana kadar doğru bildiklerimizi yeniden değerlendirir, kimlerin gerçekten yanımızda olduğunu fark etmeye başlarız.
Belki düşmek dediğimiz şey o kadar kötü değildir belki de istemesek de biraz daha büyüyoruzdur.
Ayağa kalktığınızda canınız hâlâ yanıyor olabilir. Ama artık hayata aynı gözlerle bakmazsınız. Daha temkinli, daha seçici ve kendinize karşı daha dürüst olursunuz.
Çünkü bazen güçlenmek bir tercih değil, mecburiyettir.
Sonra gün gelir, hayatınızı, kendinizi elinizden geldiğince toparlarsınız. Kendinize olan güveninizi yeniden inşa eder, düştüğünüz yerde bırakmadığınız kendinizi yeniden bulursunuz.
Ve tam o sırada bazı insanlar yeniden ortaya çıkar.
Dün yanınızda olmayanlar, bugün yanınızda yürümek ister. Dün düştüğünüzde el uzatmayanlar, bugün kolunuza girmeye çalışır.
Üstelik çoğu zaman geçmişte yaşananları hiç konuşmadan…
Sanki hiçbir şey olmamış gibi.
Oysa insanın hafızası yalnızca söylenenleri değil, yaşatılanları da kaydeder. Kimin zor zamanınızda sustuğunu, kimin uzaklaştığını, kimin elini çektiğini unutmazsınız.
Burada mesele kin tutmak değil; yaşananları inkâr etmemektir.
Çünkü affetmek başka, yeniden güvenmek başkadır.
Bir insanı affedebilirsiniz ama onu hayatınızdaki eski yerine geri koymayabilirsiniz. Mesafe koymak düşmanlık değildir. Bazen yalnızca kendinize duyduğunuz saygının gereğidiraslında.
Belki de olgunlaşmak, her uzatılan eli tutmamayı ve her geri dönene kapıyı açmamayı öğrenmektir.
İnsan yeniden ayağa kalkabilir. Hatta çoğu zaman düştüğü yerden daha güçlü kalkar. Yeter ki dün çelme takanlar, bugün kolunuza girip destek veriyormuş gibi yapmasın.
Çünkü bazı yollar yalnız yürünür.
Ve insan, yanlış insanlarla yürümektense yalnız yürümeyi öğrendiğinde, aslında hiç de yalnız olmadığını fark eder.