“Dostluk, insan hayatına güneş ışığı kadar gereklidir.” der Cicero.
Güven duygusunun günden güne azaldığı şu günlerde insan ne çok ihtiyaç duyuyor değil mi bir dosta, bir dostluğa?
Dünyaya gelirken doğduğumuz evi, şehri, aileyi seçme şansımız yok. Hayatın bize sunduğu koşulları belirli bir noktaya kadar kabulleniyor, hatta çoğu zaman sevmeyi öğreniyoruz.
Ama hayatın ilerleyen yıllarında bazı seçimler yapma şansımız olabiliyor.
Arkadaşlarımız, dostlarımız bunlardan biri.
Kan bağımız olmayan ama zamanla ailemizden biri hâline gelen insanları seçiyoruz.
Belki de bu yüzden dostluk bu kadar kıymetli. Çünkü bize verilmiş değil, bizim seçtiğimiz bir bağ.
İnsanın iyi ya da kötü gününde sesini duyup rahatlayabileceği bir dostunun olması ne kıymetli…
Yargılanmadan dinlenebilmek, başarının kıskanılmadan kutlanması, bir derdini anlattığında karşı tarafın, “iyi ki benim başıma gelmedi” diye içinden geçirmeden gerçekten senin için üzülmesi…
Dostluğun ne olduğu üzerine çok şey söylendi, çok şey yazıldı.
Ben bugün biraz başka bir yere değinmek istiyorum, ne olmadığına.
Dostluk ne değildir?
Mesela dostunuz, mutluluğunuzu içten içe kıskanan değildir. Siz başarılı olduğunuzda kendi başarısızlığını hatırlayıp sizin sevincinizi gölgeleyen, siz yükselirken kendisini aşağıda hisseden değildir. Siz yokken arkanızdan konuşulanları duyduğunda sessiz kalan “Bana ne?” deyip kenara çekilen değildir.
Hele ki sizin yanınızda başka, siz yokken başka konuşan değildir. Çünkü dostluk biraz da insanın olmadığı yerde onun hakkını savunabilmektir.
“Aman benim üstüme kalmasın” diyerek susan değildir. Bazen dostunuzun yanlışınızı söylemesi gerekir. Bazen hoşumuza gitmeyecek bir gerçeği yüzümüze söyleyendir… Bazen de herkesin alkışladığı bir yerde, “Dur, burada bir yanlış var” diyebilendir.
Çünkü gerçek dost, sizi her koşulda haklı çıkaran kişi değildir.
Bazen sizi kırma pahasına gerçeği söyleyendir.
Sizin farklı anlam yükledikleriniz sizin kadar anlam yüklemeyebilir dostluğunuza. Kırılacaksınız üzgünüm. Verdiğiniz değere mi dost sandıklarınızı kaybettiğinize mi orasını siz tartın…
Özetle bir insanın sizin yanınızdayken nasıl davrandığına değil, siz yokken nasıl davrandığına bakın, sizin yaranızı bilip üzerine basmamayı seçene…
Ama gerçeklerini de kaybetmeyin. Çünkü ne kadar güçlü olursanız olun arkadaşlarınız, dostlarınızdır biraz da hayat yaşanır kılan…
Güneş ışığı gibi…
Varlığını çoğu zaman fark etmeyiz.
Ama yokluğunda, hayatın ne kadar karardığını anlarız.