"Halktan taraf yeni nesil yayıncılık"
Ara
Close this search box.

DUYMAKTAN ÇOK ÖTE

Anlaşılmak, hissedilmek…

Ne zor ne kadim bir duygu

İnsan varoluşundan bu yana anlam arıyor. Bilmeye, öğrenmeye, çözmeye çalışıyor. Dünyayı, doğayı, insanı anlamaya çalışıyor. En nihayetinde bir anlamda bütün hayatımızı anlamak üzerine kuruyoruz.

Peki ne kadar anlayabildik?

Çabaza sağlık… Elimizden geldiği kadar ama çok da zorlamadan!

Soruya şu açıdan bakalım mı bir de?

Ne kadar anlaşılabildik?

Kırgınlığımız, mutluluğumuz, heyecanımız, korkularımız… Bizi biz yapan bütün o hislerle ne kadar anlaşılabildik?

Çoğu zaman anlatmak zorunda kaldık. Neden sustuğumuzu, neden kızdığımızı, neden uzaklaştığımızı, aslında ne demek istediğimizi…

İnsan bazen kendini anlatmaktan yoruluyor. Çünkü anlatmak başka, anlaşılmak başka.

Anlattığınızda anlaşılıyorsanız oldukça şanslısınız bilin isterim. Zira her zaman sizin anlattıklarınızla karşınızdakinin anladıkları aynı olmayabiliyor.

Üstelik herkesin elinde kendine ait bir sözlük var. Aynı kelimeyi kullanıyor, aynı cümleyi duyuyoruz ama herkes onu kendi deneyimi, kendi doğruları ve kendi önyargıları üzerinden anlamlandırıyor.

Sonra da ortaya ilginç bir durum çıkıyor: Herkes konuşuyor ama herkes aynı şeyi anlamıyor.

Çünkü anlaşılmak, anlatmaktan daha fazlasını gerektiriyor.

Bir insanın söylediklerini duymak yetmiyor. Söylemediklerini de fark etmek gerekiyor. Ama söylemediklerimizin anlaşılması bir yana bazen hiç söylemediğimiz cümlelerin, hiç taşımadığımız niyetleriniz sorumluluğunu taşırken buluruz kendimizi.

Umutsuz bir yerden söylüyorum, üzgünüm.

Tam olarak anlaşılmadık ve anlaşılmayacağız. En azından herkes tarafından.

Konuşmadan, açıklama yapmadan, kendimizi savunmadan en son ne zaman anlaşılmış hissettik?

Düşününce çok da öyle bir anın olmadığını mı fark ettiniz?

Kendimizi anlatıyor, açıklıyor, kanıtlıyor, bazen susuyor, bazen bağırıyoruz. Tüm bunlara rağmen yine de çoğu zaman karşımızdaki kişinin zihninde bizimle ilgili çoktan verilmiş bir kararla karşılaşıyoruz.

Bu durumda insanın bütün çabasına rağmen değişmeyen bir gerçek kalıyor geriye:

Bazen ne kadar güzel anlatırsanız anlatın, karşınızdaki sizi anlamaya hazır değilse anlaşılmazsınız.