"Halktan taraf yeni nesil yayıncılık"
Ara
Close this search box.

KÖKSÜZ NİLÜFERLER

Çamurun içinde doğan nilüfer çiçekleri…

Nilüferlere baktığımızda çamuru görmeyiz. Hatta çoğu zaman varlığını bile fark etmeyiz. Odaklandığımız şey ne kadar güzel ne kadar zarif göründükleridir.

Oysa nilüferi nilüfer yapan, kusursuz şartlar değildir. Aksine, en zor koşulların içinden doğabilmesidir.

Fakat bir nilüferi kökünden koparırsanız bir süre daha suyun üzerinde zarafetle süzülmeye devam eder. Dışarıdan baktığımızda onun hala canlı olduğunu düşünürüz. Çünkü görüntüsü değişmemiştir. Yaprakları yerindedir, çiçeği hala güzeldir.

Oysa artık yaşamıyordur yalnızca sürükleniyordur.

Tanıdık geldi mi?

Evet bazı insanlar da böyledir.

Köksüzdür!

Neden köksüz kalır insan, neden köksüz hisseder neden ait hissedemez?

Sanırım bu sorunun tek bir cevabı yok belki de tek bir nedeni de yok.

Kimi zaman bir ayrılık söker köklerimizi. Kimi zaman çocuklukta eksik kalan sevgi, aile içinde hissedilen güvensizlik ya da hayatın omuzlarımıza yüklediği “hep güçlü olmalısın” sorumluluğu…

Köklerimizden uzaklaşmak, çoğu zaman karşımıza aidiyet duygusunun eksikliği olarak çıkar. İnsan, içinde büyüyen o boşluğun aslında ait olamamanın sessiz acısı olduğunu fark ettiğinde, kök salamadığını ve köklerini nerede yitirdiğini sorgulamaya başlar.

Yeniden köklenebiliyorsanız şanslısınız.

Peki nasıl kökleneceğini bilemeyenler?

Köklerini toprağın altında bulamayanlar, yeryüzünde duvarlar inşa etmeye başlar. Kaybettikleri aidiyet duygusunu, ördükleri duvarların içine hapsederler. Kendilerini koruduklarını sanırken, aslında kendilerini hayattan da uzaklaştırırlar.

Sonra bir gün dönüp baktığında, o duvarların yalnızca başkalarını değil, kendisini de dışarıda bıraktığını fark eder. Umarım fark eder…

Umarım fark ederler…

Çünkü o noktadan sonra kimse onlara ulaşamaz. En acısı da bazen insanın kendi içindeki çocuğa bile ulaşamamasıdır. Gülümser, çalışır, üretir, hayatına devam eder. Dışarıdan bakıldığında her şey yolundaymış gibi görünür. Ama içten içe, köklerinden kopmuş bir nilüfer gibi, yalnızca hayatın akıntısına kapılmıştır.

Belki de bu yüzden, bir insanı değerlendirirken yalnızca gördüğümüz çiçeğe değil, görünmeyen köklerine de bakmayı öğrenmeliyiz.

Çünkü bazen en büyük mücadele, kimsenin görmediği yerde verilir.

Hatırlamamız gerekir ki;

İnsan bazen sevgisizlikten değil, ait hissedememekten köksüz kalır.