Hayatın en zor kararlarından birinden bahsetmek istiyorum bugün, ama öyle doğru cevabı olanlardan değil.
İki doğru arasında kaldıklarımızdan.
Ebeveyn olmak…
Bu konuda herkesin bir fikri var. Hatta bazen senden bile daha net bir fikri var.
“Yaşın geldi, artık yap.”
“Hazır değilsin, boşver yapma.”
Keşke bu kadar kolay olsa değil mi?
Çünkü çocuk sahibi olmak sadece bir çocuk istemekle ilgili değil. Bir hayata “evet” derken başka bir hayata da “hayır” demek. Çok büyük bir duygusal yükün altına girmek, her iki durumda da.
Bence bunu pek konuşmuyoruz.
Sanki doğru kararı veren insanlar hiçbir zaman dönüp arkalarına bakmıyormuş gibi davranıyoruz.
Oysa bakmaz olurlar mı?
Çocuğu olanlar da bazen eski hayatını özlüyor. Bu onların kötü anne babalar olduğunu da göstermiyor üstelik.
Çocuğu olmayanlar da bazen hiç tanımadığı bir sıfatın ihtimalini özlüyor.
İnsan zihni biraz da böyle çalışıyor. Seçmediği yolu da hayal ediyor.
Bu, pişmanlık değil.
Bu, başka ihtimalleri de taşıyabilen bir zihin ve kalp demek.
Evlendiğimizde…
Meslek seçtiğimizde…
Taşındığımız şehirde…
Hiçbirinde geleceği tam anlamıyla bilmiyoruz. Bir nevi kumar oynuyoruz.
Ama konu ebeveynlik olunca sanki içimizde bir gün bütün sorular susacakmış gibi bekliyoruz. Bunu istiyoruz. Çünkü çok daha büyük, çok daha geri dönüşü olmayan bir yol gibi geliyor…
Ebeveyn olmanın da bir bedeli var, olmamanın da.
İkisi de bir şey kazandırırken bir şeyleri götürebiliyor.
Belki yetişkinlik tam da bunu kabul etmek.
Bazen seçtiğimiz şeyden değil, seçemediğimiz ihtimallerden hüzün duyabileceğimizi bilmek.
Bütün ihtimalleri bile bile, hiçbir yolu kusursuz sanmadan, kalbin titreyerek “Ben bu yolu seçeceğim.” diyebilmektir.
Belki yüzde yüz doğru karar diye bir şey yoktur.
İçinden geçtiğimiz hayatı sevgiyle sahiplenmeye çalışmak vardır;
Bir de seçmediğimiz ihtimallere de şefkatle el sallayabilmek…