"Halktan taraf yeni nesil yayıncılık"
Ara
Close this search box.

GÜVENEBİLMEK

Ne kadar konforlu, ne güzel bir duygu…

Hayatında büyük bir yeri olan o insana güvenebilmek…

Peki bu ilişkide olmazsa olmaz dediğimizde aldığımız en popüler cevap, “güven”, kendi kendine inşa olan, kırılmayan, kırılırsa düzelmeyen bir şey mi?

Yoksa insana dair her şey gibi, inişlerle ve çıkışlarla giden, emekle inşa edilen bir olgu olabilir mi?

Bence güven, bir sabah uyanıp “Bugün sana güvenmeye karar verdim.” diye başlayan romantik bir his değil. Güven, tekrar eden davranışların bıraktığı izdir. Söylediğinle yaptığın arasındaki mesafe ne kadar kısaysa, güven de o kadar büyür.

Ve bazen güvenin kırılması, aldatmak gibi makro davranışlar da değildir.

Bir derdini anlattığında küçümseneceğini bilmek…
Ağladığında “Yine mi?” bakışıyla karşılaşacağını hissetmek…
Başarını paylaşırken bile rahatsızlık yaratacağını düşünmek…

İşte bunlar da güveni sessizce aşındırır.

İlişkilerde güven, telefon şifresini bilmekle kurulmaz. Konum paylaşmakla da… Sürekli hesap vermekle hiç kurulmaz.

Çünkü kontrol arttıkça güven artmaz. Kaygı sadece daha organize hâle gelir.

Bir ilişkinin kalitesini, birbirinizi ne kadar denetlediğiniz değil; birbirinizin yanında ne kadar rahat nefes alabildiğiniz belirler.

Bence güvenin en güzel tanımı şu olabilir:

“Ben seni kontrol etmek zorunda hissetmiyorum; çünkü seni biliyorum.”

Bilmek…

Güven ilk görüşte aşk gibi değildir. Bilebilmek, tanımak ve emek ister, zaman ister, tutarlılık ister.

Haklı çıkmayı değil, ilişkiyi korumayı seçebilen iki insan ister.