"Halktan taraf yeni nesil yayıncılık"
Ara
Close this search box.

PETER PAN SENDROMU

“Ben buyum.”

Belki de son yıllarda en çok duyduğum cümle bu.

Sanki insan değişemezmiş gibi… Sanki karakter, çocuklukta mühürlenmiş ve ömür boyu taşınacak bir kader gibi.

Oysa insan değişir. Değişebilir. Yeter ki kendisiyle yüzleşmeye cesaret etsin.

Yaş almakla büyümek kesinlikle aynı şey değildir. İnsan bazen kırk yaşına gelir ama hâlâ hayatının yükünü başkalarının omuzlarına bırakır. Bazen de yirmili yaşlarında öyle bir olgunluk taşır ki… Anlarsınız bazılarına yılların öğretemediğini yaşamın ona acı yollarla öğrettiğini.

Hiç büyümek istemeyen masal kahramanı Peter Pan’ı hemen hemen hepimiz biliriz. Peter Pan’a göre büyümek, özgürlüğünü kaybetmekti.

Masal kahramanımıza kısmen katılsam da gerçek hayatın bize bambaşka bir şey öğretmeye çalıştığını göz ardı edemiyorum.

Büyümek, özgürlüğünü kaybetmek değildir; özgürlüğünün sorumluluğunu alabilmektir.

İşte “Peter Pan sendromu” denilen durum tam da burada başlıyor. Bu, psikiyatrik bir tanı değildir, yetişkin olmasına rağmen sorumluluk almaktan kaçan, hayatın yükünü sürekli erteleyen insanları anlatan güçlü bir metafordur.

Böyle insanlar sevilmek ister ama sevmek için emek vermekte zorlanırlar. Anlaşılmak isterler ama anlamaya yanaşmazlar. Hayat istedikleri gibi gitmediğinde suçu çoğu zaman dışarıda, bir başkasında ararlar.

En nihayetinde büyümek, hatalarını ve kusurlarını kabul edebilmekten geçmez mi?

Elbette hepimiz çocukluğumuzdan izler taşıyoruz. Kimimiz fazla korunduk, kimimiz hiç korunmadık. Kimimiz sevgiyi şartlı öğrendik, kimimiz güvenmeyi…

Ancak geçmişimiz ya da çocukluğumuz davranışlarımızı açıklayabilir sadece. Zira başkalarına yaşattığımız kırgınlıkları haklı çıkaramaz.

Geçmişe, çocukluğa saplanıp kalmak insanı bir noktadan sonra kendi sorunlarının içine hapsediyor kanımca.

Travmalara tutunmak, gerçeklerle yüzleşip büyümekten daha kolay geliyor çoğumuza. Ama unutmamak gerekir ki insan, kaçtığı ve saklandığı şeyin esiri olmaya mahkûmdur.

Bu yüzden meseleye şu açıdan bakmak gerekir belki de;

Büyümek, çocukluğunu kaybetmek değildir. Çocuk kalbinin saflığını korurken yetişkin olmanın sorumluluğunu da taşıyabilmektir.

Çünkü olgunluk yaşla doğru orantılı değildir. İnsanın olgunluğu kendi hayatının sorumluluğunu cesaretle üstlenebildiği gün başlar.

İçinizdeki çocuğu kaybetmeden, hayatın sorumluluğunu alabilen, kalp kırmadan yaş almaya ve hatalarınızı kabul edecek erdemliliğe ulaştıran olgunluk mertebesine erişmeniz dileğiyle…