Herhangi bir kişiye, role ya da mesleğe verdiğimiz değerin ölçütü nedir sizce?
Yılda bir gün ya da bir hafta, sosyal medyadan paylaştığımız fotoğraflar ya da aldığımız çiçekler, hediyeler olabilir mi?
Birçoğumuz buna tereddütsüz hayır diyecek. Olur mu hiç?
Anneler günü tek bir güne sığar mı hiç?
Sığmaz tabii ki. Sığdıramayız. Sığdırmamalıyız.
Değeri fark etmekle başladığımız bu kutlamaya, biraz olsun yüklerini hafifletmekle devam edebiliriz belki.
Bu yükler çocuğun yemeği, temizliği, bakımı, sağlığı, okulu, askerliği, evlenmesi, torununa bakılması diye uzuyor gidiyor. Biz bir yerinden tutup şunu da biz yapalım desek, diğer tarafından başka bir iş başlıyor. Ama sadece bu gibi görünür yükler yok omuzlarında.
Bir annenin isteği evladının sağlığı, mutluluğu ve geleceğinin güzel olmasıdır en çok da. Hangi anne bu konuda içi rahat yaşıyor? Bir bakın etrafınıza lütfen.
Panik atak için “anne hastalığı” diyorum ben. Çünkü tanıdığım her anne o kadar kaygılı ki. Nasıl olmasın…
Bu kadar sorumluluğun, yorgunluğun üzerine bir de toplumun her gün hatırlattığı “mükemmellik” beklentisi eklenince…
Bireysel olarak bir annenin çocuğuna güvenli bir dünya bırakmak için alabileceği önlemler o kadar sınırlı ki. Her çocuğu toplum olarak biraz da biz büyütüyoruz. Yüklerini paylaşmamak gibi bir lüksümüzün olmaması gerekiyor.
Toplumsal alanların her birinde, her an bir çocuğun bizi örnek alabildiği ya da davranışlarımızdan etkilenebildiği bilinciyle davranmak ne kadar zor olabilir?
Belki biraz olsun öfkemizi kontrol edebilmemize yardımcı olur bu durum.
Düşünülecek, üzülecek, ağlanacak o kadar çok şeyin arasında, neşesini ve umudunu koruyabilen, bakım verdiğine sonsuz şefkatle sarılabilen, şifa veren, huzur veren annelerin gününü yürekten kutluyorum.
Bir canlıya yuva olabilen, karşılıksız sevebilen, derdiyle dertlenebilen her bir “anne”nin, anneler gününü kutluyorum.