Son yıllarda en çok duyduğumuz kavramlardan biri de şüphesiz narsizm kavramıdır. Sosyal medyada, ilişkilerde, iş hayatında ve günlük konuşmalarda sıkça karşımıza çıkıyor.
Hatta neredeyse herkes hayatında en az bir kez narsist biriyle karşılaştığını düşünüyor.
Peki nedir bu narsizm?
Psikolojiye göre narsizm, kişinin kendini aşırı önemli görmesi, sürekli takdir beklemesi, eleştiriye tahammül edememesi ve empati kurmakta zorlanmasıyla karakterize edilen bir kişilik yapısıdır.
Bu durumu sadece kendini sevmek olarak tanımlamanın doğru olduğunu düşünmüyorum. Bir taraftan da kişinin kendi benliğini korumak için geliştirdiği güçlü bir savunma mekanizmasıdır.
Yaşanılan toplum, aile ve kültür yapısı, kişilik özellikleri…
Narsizmi etkileyen birçok etken elbette vardır. Ancak şu an yaşadığımız modern çağ narsizmi adeta besliyor.
Sosyal medyada beğeni sayılarıyla ölçülen değer, başarıyla eş tutulan insanlık ve sürekli güçlü görünme çabası, bireyi giderek daha kırılgan ama daha kibirli hale getiriyor.
Narsist birey dışarıdan bakıldığında güçlü görünür. Özgüveni yüksek, kendinden emin ve kontrol sahibi gibi algılanır.
Ancak psikolojik açıdan bakıldığında, bu güçlü görüntünün altında çoğu zaman kırılgan bir benlik yapısı vardır. Çünkü narsizm, çoğu zaman derin bir değersizlik korkusunu maskeleme biçimidir.
Çocuklukta yeterince görülmeyen, sevgiyi ve onayı koşullu yaşayan ya da sürekli eleştirilen birey, büyüdüğünde kendini korumak için bir kalkan geliştirir. Bu korunma kalkanının adı bazen başarı olur, bazen üstünlük, bazen de narsizm.
Narsist insanın en belirgin özelliği empati eksikliğidir. Karşısındaki insanın duygularını anlamakta zorlanır. Çünkü onun dünyasında merkezde kendisi vardır.
İlişkilerde ise bu durumu daha net görürüz. Narsist birey için ilişki, paylaşım değil, çoğu zaman karşısındakini kontrol ettiği bir alandır.
Bir adım geriye çıkıp baktığınızda görürsünüz sevgi yerine üstünlük, anlayış yerine haklı olma ihtiyacının ön plana çıktığını.
Bu yüzden narsist bir insanla ilişki kuran kişiler zamanla kendilerini değersiz, yetersiz ve suçlu hissetmeye başlarlar. Narsist kişi hedefine ulaşmıştır. Çünkü farkında olmadan çekildiğiniz o düzen sizi narsistin gölgesinde hareket etmeye zorlar.
Sürekli kendini açıklamak zorunda kalan, anlaşılmadığını hisseden ve duygusal olarak yorulan taraf genellikle karşıdaki kişi olur.
Tabi şunu da ayırt etmek gerekir, her özgüvenli insan narsist değildir. Her kendini seven insan narsist değildir. Sağlıklı benlik algısı, insanın kendini ve başkasını birlikte değerli görebilmesidir. Narsizm ise sadece kendini merkeze koymaktır. Oysa gerçek güç, başkasını ezmeden güçlü kalabilmek, gerçek özgüven, haklı olmaya değil, anlayabilmekle oluşur.
Çünkü empati, insanı insan yapan en temel özelliktir. Empatinin olmadığı yerde ilişkiden söz etmenin çok da mümkün olduğunu düşünmüyorum. Çünkü ilişkiden ziyade çıkar ön plandadır. Anlayışın olmadığı yerde sevgi değil, kontrol vardır. Değerin olmadığı yerde ise insan sadece bir araç haline gelir.
Günümüzde değer, sevgi saygı algısı boyut değiştirmiş ve kavramların içi boşaltılmış durumda maalesef.
İnsanlar güçlü görünmeye çalışırken, insan kalmayı unutuyor. Bunu da “ben buyum, böyleyim” algısıyla çevresine aşılamaya çalışıyor. Değer vermek bu mu, böyle bir şey mi?
Bu ve bunun gibi algılarla kendimizi büyütmeye çalışırken, başkalarını küçültmüyor muyuz?
Ne dersiniz?