Hüzünlü, nostaljik, çok da insani bir cümle; bir serzeniş. Ama ne ara bu serzenişi yapan biz olduk?
Daha dün gibidir oysaki büyüklerimizi anlamadığımız, bu hüzne anlam veremediğimiz o günler…
Çünkü hala kalabalıktı sofralar, hala bayramlıklarımızı geceden hazırlar ve heyecanla bayram kahvaltısını beklerdik, topladığımız bayram harçlıklarıyla mutlu olurduk. Şimdiyse bayram harçlığı veren tarafa geçtik.
Geçmişe bakıp iç çeken büyüklerimizi dinlerken, şimdi yüzünü oraya dönen bizler olduk…
Kalabalık bayram sofraları istiyorsak, o sofrayı kurması gereken biz olduk…
Tüm bunlar bir günde olmadı tabii ama, zaman biraz da böyle değil midir?
Hiç acele etmeden geçer, ama hiç kimseyi de es geçmez. Geçerken fark ettirmez ama kimseyi de olduğu yerde bırakmaz.
Asıl özlenen, bayramlardan ziyade, kendimiziz belki de…
Şu an sahip olduğumuz yüklerin pek çoğunu henüz sırtlanmadığımız, sevdiğimiz herkesin yanımızda olduğu versiyonumuz, yani çocukluğumuz.
Ne mutlu, özlenmeye değer bayramlarımız olmuş…
Belki “o” bayramlar gerçekten eskide kaldı ama, bu bayram da birileri için “eski” bayramlardan biri olacak.
Dönüp bakınca yine iç çekişlerle yad edilecek.
Şimdiki yaşantımız, bir gün hatıraya dönüşecek. Biraz daha yavaşlamak ve anda olmanın kıymetini anlamak için bu cümleyi bir kere daha vurgulamak istiyorum;
Şimdiki yaşantımız, bir gün hatıraya dönüşecek.
Tadını çıkaralım mı?