"Halktan taraf yeni nesil yayıncılık"
Ara
Close this search box.

RUHUMUZDAN TAŞAN NEHİRLER

Bazı duygular vardır, insanın içinde birikir de birikir… Hisseden konuşmak ister ama sesi çıkmaz. Söylenmemiş cümleler kalır geriye… Dudaklardan dökülmeyen ama kalbin içinde yankılanan kelimeler…

Başta küçüktürler. Öyle çok yer kaplamazlar. “Şimdi sırası değil” der insan, “Bunu dile getirirsem kırarım” ya da “Zaten anlaşılmam” diye düşünür. O an için susmak, güvenli bir yol gibi görünür.

Konuşsak da çözülmeyeceğine inanırız. Ama çözüm susmakta mıdır?

Oysaki duygular susarak yok olmaz. Sadece şekil değiştirir. Daha da şiddetlenir.

Duyguların doğasında akmak vardır. Tıpkı su gibi… Önüne set çektiğinde, bir süre durur belki ama birikir. Biriktikçe basınç artar. Ve bir noktada o set ya çatlar ya da taşar.

İşte o taşma anları, çoğu zaman bizim “orantısız tepki” dediğimiz anlar olur. Aslında orantısız değildir; sadece birikmişliğin sonucudur.

Hem kendi kendimize deriz “abarttım” diye hem de tepki gösterdiklerimiz derler “abarttın” diye. Hem kendimizi kırarız hem karşımızdakini.

Bir su topunu ne kadar derine bastırırsak o kadar hızlı ve sert çıkar yüzeye. Ya da taşmak üzere akan nehrin önüne ne kadar uzun süre set çekersek o kadar güçlü yıkar geçer…

Bu yüzden duyguları ifade etmek, bir lüks değil; bir ihtiyaçtır. Her zaman büyük cümleler kurmak zorunda değiliz. Bazen sadece “kırıldım” demek, bazen “bunu duyunca üzüldüm” diyebilmek bile yeterlidir.

Yani ifade edilmeyen duygular, set çekilmiş nehirler gibidir. Onları serbest bırakmak, yıkımı önlemektir. Zira her sessizlik, kabulleniş değil; yaklaşan kasırganın işareti de olabilir…

Belki de içimizdeki nehirleri akıtmak dingin bir denize ulaşmanın yoludur. Kim bilir?