LGS ve YKS’ye sayılı günler kala sadece öğrencilerin değil, ebeveynlerin de ritmi değişiyor. Çünkü günümüzde LGS ve YKS, pek çok öğrenci ve ebeveyn için sadece bir okula yerleşme aracı değil; içinde bulunulan sosyal çevrede bir itibar göstergesi, ebeveynin harcadığı emeğin karşılığı, akranlar arasında bir statü savaşı, öğrencinin kendi gözünde değerli mi yoksa değersiz mi olduğunun en önemli kanıtı haline getirilmiş durumda. Dolayısıyla günümüzde yalnızca bir sınav olmaktan çıkan YKS ve LGS, bu noktada ailenin duygusal iklimi belirleyen bir süreç olarak karşımıza çıkıyor. Söz konusu duygusal iklimin sert olduğu evlerde ise öğrenciler, kendilerini çok daha fazla baskı altında hissetmeye başlıyorlar.
Halbuki sınava sayılı günler kala öğrencilerin ihtiyacı olan tek şey, psikolojik dayanıklılık… Çünkü bu süreçte pek çok öğrencinin baş etmeye çalıştığı şey; “konular yetişmiyor” düşüncesinden ötürü yaşadıkları kaygı ve zihinsel anlamda hissediyor oldukları yorgunluktur. Dolayısıyla yapmaları gereken şey stratejik davranmak; eksik yetiştirme telaşı yerine doğru tekrar planı yapmak ve deneme analizlerine odaklanmaktır. Zira sınava sayılı günlerin kaldığı bu süreç, mucizeler yaratma dönemi değildir. Bu süreç, unutulan bilgiyi hatırlama ve var olan bilgiyi sağlamlaştırma dönemidir.
Uykusuz kalmak, sosyal hayattan tamamen kopmak ya da sürekli masa başında oturmak başarıyı garantilemez. Aksine zihinsel tükenmişlik yaratabilir. Dolayısıyla düzenli uyku, kısa yürüyüşler, gerçekçi/yapılabilir programlar, kontrollü tekrarlar ve zihni dağıtan kaygıyı yönetebilmek sürecin en önemli parçalarıdır. Zira başarıyı belirleyen tek şey bilgi değildir aynı zamanda stres altında bilgiyi kullanabilme becerisidir.
Bu noktada ebeveynlere düşen en önemli görev, çocuklarının destekçisi olabilmektir. Çocuklarının hem akademik hem de duygusal özgüvenini zedeleyecek kıyaslamalar yapmak yerine onları kendi potansiyelleri bağlamında ele almayı öğrenebilmektir. Her çocuk biriciktir, bir başkasının başarısı, çocuğunuzun eksikliği değildir çünkü. Bu ayrıntıyı gözden kaçıran ebeveynler, gerçekçi olmayan bazı hedefleri çocuklarının omuzlarına yüklerken; sürecin sonunda hem kendilerinin hem de çocuklarının mutsuzluklarına sebep olabiliyorlar.
Öte yandan ebeveynlerin yapabileceği bir diğer önemli şey; evin atmosferini sınav merkezli bir kriz alanına çevirmemektir. Eğer çocuğunuz, net sayısıyla doğru orantılı bir biçimde sevildiği yanılgısına düşerse, sınav onun için bir ölüm kalım savaşına döner. Dolayısıyla her akşam net hesabı yapıp “Bugün kaç net yaptın?” sorusunu sormak yerine “Bugün kendini nasıl hissediyorsun?” Sorusunu önceleyebilmelisiniz. Zira gençlerin bu dönemde en çok ihtiyaç duyduğu şey, yargılanmadan dinlenebilmektir. Dolayısıyla bazen iyileştirici olan tek şey yalnızca “Nasılsın?” Sorusu olabilir.
Belki de bu dönemde ebeveynlerin kendilerine hatırlatmaları gereken şey; başarı kaygısının gölgesinde olan çocuklarının her şeyi unutsalar dâhi kendilerinin onlarda bıraktıkları duyguları unutmayacakları olmalıdır.
Ve sevgili gençler; sınavlar, akademik bilginizi (bir kısmını), soru çözme hızınızı, odaklanma becerinizi ölçebilir; ama yeteneğinizi ve değerinizi ölçemez. Asıl önemli olan, bir sınavı kazanmaktan çok daha öte; verilen emeğin kıymetidir.