"Halktan taraf yeni nesil yayıncılık"
Ara
Close this search box.

MUSKİ’nin bütçe toplantısında su havzaları konuşuldu: Tehlikede mi?

Muğla Su ve Kanalizasyon İdaresi’nin (MUSKİ) Menteşe’de düzenlediği Katılımcı Bütçe Toplantısı’nda, Muğla Su İnisiyatifi’nden Serdar Denktaş, maden ve enerji şirketlerine yapılan su tahsisleriyle su havzalarının yok olma tehlikesiyle karşı karşıya kaldığını vurguladı. MUSKİ Genel Müdür Yardımcısı Nuri Kali, koruma çalışmaları başlattıklarını açıkladı.

MUSKİ Genel Müdürlüğü’nün 2026-2029 stratejik planı kapsamında başlattığı toplantıların ilki 1 Temmuz’da Milas’ta düzenlenmişti. İkincisi Menteşe’de Türkan Saylan Çağdaş Yaşam ve Kültür Merkezi’nde düzenlenen toplantıya, Muğla Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Aras, Menteşe Belediye Başkanı Gonca Köksal, MUSKİ Genel Müdürü Yılmaz Şengül, Ticaret Borsası Başkanı Hurşit Öztürk, muhtarlar, siyasi parti ve STK temsilcileri ile vatandaşlar katıldı.

Toplantıda MUSKİ Genel Müdür Yardımcısı Ahmet Demirel, sunum yaparak MUSKİ’nin vizyonunu, toplantıların amacını, MUSKİ bütçesini ve yapılan çalışmaları anlattı.

MUSKİ’nin bütçe toplantısında su havzaları konuşuldu: Tehlikede mi?“TERMİK SANTRALLER SU HAVZALARINI TAHRİP ETMEYE DEVAM EDECEK”

Toplantının soru-cevap bölümünde söz alan Muğla Su İnisiyatifi’nden Serdar Denktaş ise, Cumhurbaşkanlığı tarafından onaylanan Batı Akdeniz, Büyük Menderes ve Kuzey Ege havzalarının su tahsis ve eylem Planları’na tepki gösterdi. Denktaş, planlarda su havzalarının korunmasına yönelik hiçbir önlem bulunmadığını vurguladı.

Muğla’nın termik santraller ve maden faaliyetleri nedeniyle susuzlukla karşı karşıya olduğunu belirten Denktaş, “Cumhurbaşkanlığı tarafından su havzalarının yönetim planları onaylandı. 2041 yılına kadar 15 yıllık su tahsisleri planıydı bu. Muğla Su İnisiyatifi olarak biz, bu onaylanan özellikle Batı Akdeniz Su Havzası ve Büyük Menderes Su Havzası planlarına baktığımızda, görüyoruz ki su havzalarının korunmasına yönelik hiçbir önlem öngörülmüyor. Aksine hepimiz biliyoruz ki Muğla, büyük oranda maden faaliyetlerinin baskısı altında. Özellikle enerji sektörü, işte 3 tane termik santrale tahsis edilen yeraltı suları ve Geyik Barajı’nın suları, aslında bölgede yaşanan susuzluğun en önemli nedenleri. Bunlar sadece suyu kullanmakla değil, aynı zamanda su havzalarını tahrip eden faaliyetler. Dolayısıyla bu üç termik santral, aslında yıllar önce kapatılması gereken; kapatma kararı olan, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi tarafından da onaylanmış bir karara rağmen faaliyetlerine devam ediyor. Biz bu su tahsis planlarına baktığımızda, 2041 yılına kadar bu termik santrallerin faaliyetlerine devam edeceğini, su havzalarını tahrip etmeye devam edeceğini ve suyun yine bu kapatma kararına rağmen tesislere verilmeye devam edeceğini görüyoruz. Bir yandan da Deştin’de çimento fabrikası için yeniden ÇED onayı alındığını biliyoruz. Onun dışında birçok maden ruhsatı var. Bütün bunlarla ilgili yönetim planında hiçbir öngörü yok. Benim sorum, MUSKİ olarak bu yönetim planlarının hazırlandığı süreçte müdahil olup bunları dile getirdiniz mi? Veya su tahsislerine karşı iptal davası açmayı düşünüyor musunuz?” diye sordu.

MUSKİ’nin bütçe toplantısında su havzaları konuşuldu: Tehlikede mi?“BAKANLIK DÖNÜŞ YAPTIĞINDA HAVZALARI KORUMAYA BAŞLAYACAĞIZ”

MUSKİ Genel Müdür Yardımcısı Nuri Kali ise Denktaş’a kurum bünyesinde 2025 yılı başında Havza Koruma Kontrol Daire Başkanlığı kurulduğunu açıkladı. Kali, içme suyu sağlanan barajlarda özel koruma önlem planları hazırlandığını ve bu planların bakanlığa sunulduğunu belirterek, şu yanıtı verdi:

“MUSKİ Genel Müdürlüğü’nde havza koruma anlamında bir birimimiz yoktu. 2024’ün sonunda bir hazırlık yaptık. 2025 yılının başında bir teşkilat yapılanmasında Havza Koruma Kontrolü Daire Başkanlığı kurduk, havzaları korusun diye. Ayrıca içme suyu sağladığımız barajlarda özel koruma önlem planları oluşturuluyor. Bir kısmının hazırlıkları tamamlandı, bunu da bakanlığa sunacağız. İlk defa içme suyu havzalarının korunması anlamında mevzuat çalışmasını başlattık. Yönetmeliğimizi hazırladık, bakanlığa sunduk. Bakanlıktan geri dönüş geldiği zaman yürürlüğe girmiş olacak. Böylece havzaları korumaya başlayacağız.”

“GEREKÇELERİMİZ HAKLI BULUNDU”

Daha sonra söz alan Muğla Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Aras ise Yatağan’daki yeraltı madenciliği ruhsatının iptaliyle ilgili açtıkları davayı hatırlattı. Aras, “Yeraltı madenciliğine karşı açtığımız davada gerekçelerimiz haklı bulundu. Yatağan’da yeraltı madenciliği izni, ruhsatı iptal edildi. Sonra da burada kafamıza baret yedik, bu salonda. Orada işten çıkarılan işçileri bizim üzerimize, sanki onları işten çıkarmışız gibi günah keçisi yapmaya çalıştılar. Halbuki işten çıkaran şirket. Bizim açtığımız dava sonucu, orada ruhsatın iptal edilmesinin sanki işçilerin işiyle gücüyle uğraşıyormuşuz gibi bir algıyla, özellikle emekçi kardeşlerimize verilen bilgi, onları bize karşı kışkırttı. Halbuki alakası yok. Orada yapılan bir işi daha burada ifşa etmek istiyorum: Sendikal işçiyi işten çıkarıp, taşeron üzerinden aynı görevi yapacak olan adamları oraya işe aldılar” dedi.

MUSKİ’nin bütçe toplantısında su havzaları konuşuldu: Tehlikede mi?Su kaynaklarının korunması için yasal mücadeleye devam ettiklerini belirten Aras, şöyle konuştu:

“Şimdi bu Zeytin Yasası’nda bile yine tabii ki davalarımızı açıyoruz, tepkimizi her türlü gösteriyoruz. Yine aynı saiklerle korumaya çalışıyoruz su havzalarımızı. Eğer bir su havzasında saniyede 50 litrenin üzerinde bir su kaynağı varsa, o havza koruma altına alınmak zorundadır. Bugün Çamköy Havzası’nda veya Karacahisar’da olan kuyularımızın hepsi 50’nin üstünde. Ama burada bugün hem zeytinler taşınmak isteniyor, hem ormanlar yok edilmek isteniyor, hem madencilik faaliyetleri artık herhangi bir ÇED sürecine bile doğru düzgün takılmadan yapılsın isteniyor. Bu konuda da bakıyoruz ki bazen bölge muhtarlarımız bile yeterli bilinç içerisinde değil. Onu da gördüm. Gidip bu yasanın yanında durmaya çalışan arkadaşlarımız var. Su kaynakları yok olacak, tarımsal bölgeler yok olacak, zeytinliklerimiz, ormanlarımız yok olacak. Tam kırk köy etkilenecek, 26 köy taşınacak. Zaten 9 köy taşındı. Atasının, babasının mezarı, ibadethanesi, evi barkı, zeytini, tarlası, her şey ellerinden alınacak. Su kaynaklarımızdan da olacağız. Bugünkü konumuz tabii ki su. Demek ki orada bizde de eksiklik var, arkadaşlar. Biz de bu bilgileri, orada görev yapan muhtar arkadaşlarımıza doğru bir şekilde anlatmak zorundayız. Orada gidip sermayenin yanında yer almaları kadar benim içimi acıtan bir şey olmadı. Kendi köyünün taşınacağını bile bile, binlerce yıllık kültürünün ortadan kalkacağını bile bile, orada bunun yapılıyor olması çok acı bir şey.”

Paylaş