Şehir olarak ufkumuzun genişlik çerçevesi tartışmaya bile açık değil diye düşündüğüm oluyor çoğu zaman.
Bu düşünceye elbet şehirdeki yaşananlar, siyasi bakışların yaşama tek açıdan bakma alışkanlığı, kayıtsızlıklarımız, sokakta konuştuklarımız ve neyin nasıl olması gerektiğiyle ilgili bir doğrumuzun oluşmamış olması gerekçe gösterilebilir.
Başka kentlerde ortaya konanlarla ki, şehirlerin ilçeleri bile şehirleşme adına doğru örnekler sunarken, bizim şehirde konuşulanlara bakınca işin neresinde olduğumuzu gözlemlemeyi bırakın sürekli patinaj halinde olduğumuzu da pekiştirir nitelikte.
Bu tespite yönelik ilk aklıma geleni paylaşayım mesela. Deprem felaketiyle neredeyse haritadan silinen şehirler yeniden inşa edilirken, bizim hala daha park bahçeler üzerinden bir adım bile yürüyemediğimizi görmek üzücü.
Bir parkı inşa etmeyi demiyorum, inşa edilmişi bile düzenlemenin hakkından gelemedik.
Elbette devlet işiyle belediye işini ayırt edemeyeceğimizden değil. Bunu söyleme gereği duyalım ki, her sözümüze ateş açan ve cevap veremeyenlerin kullanışlı aparatlarına dönüşmüşlerin sayfamızı taciz etmesinin önüne kısmen de olsa geçelim.
Biliyorum ki bu tespitlerimiz karşısında, gerçekleri kendilerinin de bildiği fakat siyasi körlüklerinin ve fanatizmlerinin ağır bastığı kişilerce bu yaklaşımımıza da kulp takılacağından elbette şüphemiz yok ama biz yine de şehrimize yönelik tespitlerimizi yapmaya devam edeceğiz.
Bu tespitleri de yaşadığımız şehir ve kamu yararı için yapacağımızın, saldırı halinde olanlar gibi hedefimize kişileri koyarak yapmadığımızı öğreterek gerçekleştirmeye devam edeceğiz.
Dönelim işimize.
Şehrin gündemini park ve bahçelerin düzenlemesine yönelik başlatılan çalışmalar oluşturabilir buna kabulüz ama belirsizlik içeren yaklaşım ve ifadelerden kaynaklı bir adım bile adım atılamadığını görmek düşündürücü.
Bir şehirde park ve bahçe düzenlemesinin hakkından gelinemeyen bir yerde, diğer önemli hizmetlere ilişkin vizyon içerikli bir yaklaşımın beklenmesi de bir o kadar zor.
Böyle bir vizyon derdi falan da yok zaten kentte.
Geçmişten bugüne elle gösterilir ve ardından gazel okunmayan, tartışılmayan tek bir iş göremeyen bir şehir insanı olduğunu düşünen de sanırım sadece ben değilimdir.
Seçimlere bakıldığında ise, bu serzenişte bulunan kent toplumu yapısının tamamen bu serzenişlerini unutup, ‘şehri yönetmesini istedikleri ideolojiye yönelik bitmeyen güven duygusunu görmek mümkün’ demek istesem de, durumun böyle olmadığını ya da hizmet gelecek duygusuyla değil, sosyolojik olarak yaşamsal konfor alanını koruyan bir mekanizmaymış yaklaşımıyla hareket edeceğini sokaktaki çocuk bile biliyor artık.
Burada şu soru ortaya çıkıyor; kent toplumunun hizmetten ve şehircilikten anladığı ne?
İşte bu bilinmediği ve konjonktürel olarak aklı selim düşünenlerce bilinmeyeceğinin de ağır bastığı bir ortamda, park bahçe düzenlemesini odağına alan kısır gündemlerle süregelecek bir yaşamın her daim var olacağını ifade etmek elbette güç değil.
Bugün yerelde iktidar partisine mensup bir adayın kim olduğundan ya da iş yapabilirliğine yönelik güvenden ziyade, askıdaki ceketin aday gösterilmesi durumunda bile sonucun belli olduğunun yorumlandığı bir ortamda, aday olmayı garantilemiş bir ismin şehir için heyecanla, canla başla çalıştığı bir hizmet anlayışını benimsemesini beklemenin doğru olmasını beklemek güç.
Bir yerde seçim kazanmış kişileri, tatmin etmeyecek de bir durum aslında bu. Sadece genel merkez tarafında aday olmayı başarma başarısını göstermiş olduktan sonra sonucu belli olan bir seçime giriyor söz konusu adaylığı ilan edilmiş kişi.
Burada elde edilmiş başarıdan söz etmek mümkün olmayacağından, Muğla tabiriyle küçük çaplı işlerle gıdılanılan bir ortama dönüşüyor belediyecilik işleri de.
Tarih yazar mı ya da görür müyüz bilmem ama bence asıl başarı demek, kendi özgül ağırlığıyla yerel yönetime talip olup ve yine toplumun güven duygusuna mazhar olmuş adayın ipi göğüslemesi demek.
Oysaki günümüzde, seçim heyecanı bile yaşanmayan bir ortamdan söz ediyoruz. O denli bir sonucu belli olan bir ortam.
Buna örnek olarak, CHP’nin son yerel seçimler öncesi önseçim yapılsın diyenlere karşı da dile getirmiştim.
Ön seçimin de geçerli ve uygun bir yöntem olmadığını savunmuştum. Muğla’da önseçim yapılsaydı ve örneğin Menteşe’de ipi kimin göğüsleyeceğinin bilindiği bir ortamda, önseçimden nasıl geçerli bir yöntemmiş gibi söz edilebilirdi ki?
Ya da para musluklarının açılmak suretiyle ipin göğüslenebileceğinin dile döküldüğü ortamlarda?
Bakın CHP genel merkezi kurultayında konuşulanlar sürece yönelik soru işaretleri barındırmamış mıdır kendi içinde mesela.
Dolayısıyla biraz da halkın görmek istediği isimler noktasında çalışmalar yapılmalı. En azından seçim ortamlarının heyecanlı ortamlara evirilmesinin önü açılsın.
Bakın günümüzde böyle bir heyecan ya da seçim kaybetme endişesi yaşanıyor olsa, kent belediyelerimizin daha 2 yıllık bir süreçte vekâletle yönetiliyor olduğu konuşulmazdı.
Belediye bürokratlarının işleri takip ettiği, belediye başkanlarının sürekli yurt dışı ilişkilerinde bulunduğu bir süreç konuşuluyor halk arasında.
Oysa ki daha yerel seçimlerin üzerinden geçen süre, bir belediye başkanının heyecanını ve çalışma azmini en zirvede tuttuğu süre sayılabilecekken..
Dedik ya endişe yok.
Bakın CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in 15 Şubat’ta Muğla’nın Milas ilçesine geliyor olduğundan yola çıktığımızda ya da yoğun kış şartlarının hakim olduğu zaman diliminde olası bir doğal afet durumu yaşanma ihtimalini göz önünde bulundurduğumuzda, bizim eş durumuna haiz belediye başkanlarımız yine şehirde yoklar yani yine yurt dışındalar.
Gözümüz yok ama böyle bir süreçte ertelenemez bir gerekçe olduğunu düşünmüyorum. Partililerinin cenazeleri de vardı üstüne üstlük.
Bu geçen iki yılda kaçıncı olduğunu bilmediğimiz yurt dışı programı, bir dizi temas mı, davet mi ya da sevgililer günü kutlamaları kapsamındaki bir gezi mi bilmiyoruz.
Zaten bu yurtdışı içerikleriyle ilgili herhangi bir açıklama da yapılmıyor belediyenin ilgili birimlerinden. Bu bizi ilgilendirmez, bir o kadar kanıksadık da zaten ama göze de batmıyor değil. Konusu açıldığı için ifade etme gereği duydum yoksa benim ilgi alanıma giren bir durum değil, partililer düşünsün biraz da.
Ben bu gelişmelere, özel hayat durumundan değil, kamusal durumdan bakmaya dikkat etmişimdir hep. O açıdan tespitte bulunmam gerekirse, belediye makamları, yaşam eksikliklerimizi tamamlamaya gelinen makamlar olmamalı. Fırsat makamlarına hiç dönüştürülmemeli. Vatandaşın oy verdiği kişiler, bu makamları fırsata dönüştürüyor görüntüleriyle akılda kalmamalı. Aldıkları oyların sorumluluğunun ağırlığını hissetmeli.
Cumartesi günü dönmesi beklenen belediye başkanlarımızın bu yurt dışı seyahati, Allah göstermesin oldu da oldu uçaklarının rötar yapması ya da motor arızası yaşamasından kaynaklı gelişlerinin uzadığını varsayarsak böyle bir risk almaya değecek kadar ne denli önemli bir yurt dışı gezisi olabilir diye düşünmedim değil.
Olur ya hayat bu. Hayatta zarlar her zaman düşeş gelmeyebilir. Ya hep yek gelirse ihtimali göz önünde bulundurulmalı. İşin ucunda Pazar günü gelmesi beklenen bir genel başkan varken hem de.
Neyse tabi bunu biz düşünecek değiliz. Konunun muhatapları almışlardır önlemlerini illa ki.
Ne diyorduk, adaylığı cebe koyanın seçim alma heyecan ve endişesi olmadığından söz ediyorduk.
Bu sonuca diğer partilerin de kanıksamış olduğu gerçeği de eklenip, seçim kazanma stratejisi içinde olmaktan uzak politika ve mevcut sistemi zorlayabilecek adaylık profilleri sunmaktan uzak tercihleri de eklenince, seçmenin değişmeyecek bir sonuç için evinden oy kullanmaya çıktığı bir zaman döngüsüne eviriliyor Muğla’da seçim işleri.
Peki ya sonra?
İlk günden itibaren başlayan serzeniş, şikâyet ve eleştiriler.
O zaman konforlarına hizmet ettiğini düşündükleri yerel siyasi tercihini ortaya koyanların hizmet beklemeye ve şikâyet etmeye haklarının olamayacağını hatırlatarak, belirsiz park bahçe süreçleriyle gıdılanmaya devam edecekleri günlerinde mutluluklar dileyerek yazımızı sonlandıralım.