Grup Gündoğarken üyeleri Burhan ve Gökhan Şeşen kardeşler, Muğla’da “Hâl ve Gidiş” gösterisi öncesinde Mabolla Medya’ya konuştu. Yaklaşık yarım asırlık müzik yolculuklarını, şarkılarının farklı kuşaklar tarafından dinlenmesini ve müzik çalışmalarını değerlendiren sanatçılar, “Fikirlerimizden hiçbir zaman vazgeçmedik” dedi.
Muğla’da kültür-sanat ve eğlence hayatının önemli merkezlerinden Mabolla Center’da “Hâl ve Gidiş” gösterisiyle sahne alan Grup Gündoğarken’in üyeleri Burhan ve Gökhan Şeşen kardeşler, gösteri öncesinde Mabolla Medya’nın sorularını yanıtladı. Yaklaşık 44 yıllık müzik yolculuklarını değerlendiren sanatçılar; günümüzde müzik üretimi, genç gruplar, sanat özgürlüğü ve dijital müzik platformları hakkında görüşlerini paylaştı.
“HER DÖNEM KENDİ MÜZİĞİNİ ÜRETİYOR”
Günümüzde Grup Gündoğarken gibi yıllar boyunca dinlenmeye devam eden yeni grupların ortaya çıkıp çıkmadığına ilişkin soruyu yanıtlayan Burhan Şeşen, her dönemin kendi müziğini ve gruplarını ürettiğini belirtti. Genç kuşaklar arasında yetenekli müzisyenlerin bulunduğunu ifade eden Şeşen, şunları söyledi:
“Her dönem kendi müziğini, kendi grubunu üretiyor. Çok yetenekli genç gruplar var, Dolu Kadehi Ters Tut gibi, Büyük Ev Ablukada gibi, Duman gibi. Duman tabii artık onlar bile yavaş yavaş orta yaşa geldiler. Ama bizim için, yani bizim dinlediğimiz tarz müzik yapanların kendi söz ve müziğini yapmaları önemli. Kendi özgünlükleri önemli. Orijinal olmaları önemli. Şu anda da iyi gruplar var ama bunların ne kadarı kalıcı olacak, onu zaman gösterecek.” ifadelerini kullandı.
“ŞARKILARI YAPARKEN BU KADAR SENE DİNLENECEĞİNİ BİLMİYORDUK”
Grup Gündoğarken’in şarkılarının yıllar sonra da dinlenmesini kendilerinin de öngörmediğini belirten Gökhan Şeşen ise eserlerini üretirken bu kadar uzun süre dinleyiciyle buluşacaklarını düşünmediklerini dile getirdi. Şeşen, “Biz bu şarkıları yaparken şarkıların bu kadar sene dinleneceğini bilmiyorduk. Bizim ürettiğimiz şeyler aslında yaşanmışlıktan çıkıyor” dedi. Şeşen, dinleyicilerin eserlerde kendilerinden bir şeyler bulduğunu söyledi.
“GENÇLER ŞARKILARIMIZIN ÇOĞUNU BİLİYORLAR AMA BİZİ TANIMIYORLAR”
Grubun şarkılarının genç kuşaklar tarafından da ezbere bilinmesine ilişkin değerlendirmelerde bulunan Burhan Şeşen, eserlerin yalnızca Z kuşağı tarafından değil, farklı yaş gruplarından dinleyiciler tarafından da benimsendiğini belirtti. Şeşen, üç yaşındaki bir çocuğun da grubun şarkılarından birini söylediğine tanıklık ettiğini aktararak, “Bir arkadaşımın 3 yaşındaki torununun video çekiminde ‘Ankara’dan abim geldi’ şarkısını söylediğini gördüm. Gençler şarkılarımızın çoğunu biliyorlar ama bizi tanımıyorlar. Ve o şarkıların bize ait olduğunu bilmiyorlar. Onun için de zaman zaman konserlerden önce ufak kısa bir anons yapıyorum ben, ‘Duyduğunuz bütün şarkılar İlhan, Burhan, Gökhan Şeşen imzalıdır’ diye. Aslında hoş bir duygu. Yani bizi tanımadan şarkılarımızı bilmeleri de enteresan bir duygu” dedi.
“O ŞARKILAR GÜNDOĞARKEN’İ BİR YERE GETİRDİ”
Gökhan Şeşen ise “Biz zaten şöyle düşünüyorduk, şarkıları yaparken asıl olan şarkılardır. Yani insanlar bizi tanımayabilir ama şarkıları bilmeleri bizim için önemli. Çünkü biz o şarkılarla var olduk. O şarkılar Gündoğarken’i bir yere getirdi” ifadelerini kullandı.
“Hâl ve Gidiş” isminin hikayesine ve yaşadıklarına ilişkin değerlendirmelerde bulunan Gökhan Şeşen, müzik kariyerinin profesyonel olarak başlamasından önce de birçok deneyim yaşadıklarını belirtti. Gökhan Şeşen, “Ben hal ve gidişatımızdan memnunum. Tabii çok şey yaşadık. 83 yılında profesyonel olduk diyelim ama ondan önce çok şey yaşadık. Üniversite hayatında, lise hayatında… Hayatımızda çok çabuk gelişen değişmeler oldu. Radyoyu dinliyorduk, siyah beyaz televizyon geldi. Daha onu sindiremeden renkli televizyon geldi. Ondan sonra özel kanallar geldi. Çağrı cihazları geldi. O kadar çok gelişmeye o kadar kısa zamanda şahit olduk ki. Ve bunları hazmetmek zordu ama biz kolay hazmettik.” ifadelerini kullandı.
Yaşadıklarından memnun olduğunu belirten Burhan Şeşen de geçmişe ilişkin büyük pişmanlıklar taşımadığını dile getirerek, “Zaten mutlaka hatalar yapmışızdır. Ama onlar da belki tecrübe dediğimiz şeyin kaynağıdır. Onun için ben de öyle baktığım zaman ‘Keşke bunu yapsaydık, keşke şunu yapsaydık’ diye bir şey yok hayatımda” diye konuştu.
“ELEŞTİRDİĞİMİZ SİYASİLERİN HEPSİ KULİSE GELİP BİZİ TEBRİK EDERLERDİ”
Levent Kırca ile birlikte birçok müzikalde sahne aldıklarını anlatan Burhan Şeşen, eleştirdikleri siyasilerin, oyunları izledikten sonra kendilerini kuliste tebrik ettiklerini söyledi. Şeşen, “Biz Levent Kırca’yla, ‘Olacak O Kadar’ zaten bunu dediğimiz zaman bütün Türkiye bilir. Biz Levent abiyle bir sürü müzikalde de beraber sahne aldık. Orada eleştirdiğimiz siyasilerin hepsi gelip oyunu seyrederler ve sonunda kulise gelip bizi tebrik ederlerdi. Şimdi böyle bir alışkanlık ve böyle bir hoşgörü ortamı yok. İnsanlar başta oldukları zaman ya da popüler oldukları zaman eleştirilecekler. Bundan doğal bir şey yok. Ama sürekli baskıyla, yasaklarla, tutuklamalarla, gözaltılarla bunun önüne geçmek istemeleri çok çok beyhude bir şey oldu” dedi.
Gökşan Şeşen de “Sanat dediğimiz şey zaten eleştirel bir yapı. Karikatür deseniz öyle, şarkı deseniz öyle, şiir deseniz öyle. Eleştiri olmadan sanat olmaz ki zaten. Bir şeylere karşı çıkacaksınız” ifadelerini kullandı.
“FİKİRLERİMİZDEN HİÇBİR ZAMAN VAZGEÇMEDİK”
Geçmişte TRT denetimleri nedeniyle bazı kelimeleri kullanırken dikkatli davrandıklarını ancak düşüncelerinden vazgeçmediklerini Gökhan Şeşen, “Bir zamanlar TRT’nin denetimi zamanında bir otokontrolümüz oluyordu. Çünkü bazı kelimeler TRT’den geçmiyordu. Bir tek o otokontrol vardı ama fikirlerimizden hiçbir zaman vazgeçmedik” dedi.
Sanatın özgür olması gerektiğine inandıklarını belirten Burhan Şeşen, “Sanatın özgür olduğuna inanıyoruz. Bunun için zaten bunu yapıyoruz. Niye müzisyen olduk? Kendimize anlatmak ihtiyacı duyduğumuz için olduk. Onun dışında otosansürü hiçbir zaman hayatımızda uygulamadık.” ifadelerini kullandı.
“BİR ŞARKININ GÖRÜLMESİ BİLE MUCİZE”
Yeni albüm ve şarkı çalışmalarına ilişkin soruyu yanıtlayan Gökhan Şeşen, “Yaptığımız bir sürü şarkı var bizim. ‘95.5’ diye bir albüm yaptık biz. Beş-altı tane şarkı var.” diyen Şeşen, 1970’li yıllarda, 14-18 yaşlarındayken yaptıkları şarkıların da dijital mecralarda bulunduğunu söyledi.
Dijital müzik platformlarında her gün çok sayıda eserin yayımlanmasının müzisyenlerin dinleyiciye ulaşmasını zorlaştırdığını savunan Burhan Şeşen ise şu değerlendirmede bulundu:
“Zaten şu anda dünyanın en güzel şarkısını yapsanız bile Spotify’da, günde binler, on binlerce şarkının yüklendiği bir yerde o şarkının bırakın dinlenmeyi, görülmesi bile mucize. Onun için o birazcık da bizi durduruyor. Çünkü o kadar sadece bizi değil, çok değerli müzisyenleri de birazcık durduruyor. O bakımdan biraz canımız sıkkın. Oradaki bot hesaplar, algoritmalar, yapay listeler… Onların içerisine girme şansımız hiçbir zaman olmadı. Olamaz zaten. Onun için de birazcık durup bakıyoruz sağa sola, ne oluyor diye.”
“KENDİNİ KORUYAN MÜZİSYENLERİN DİNLEYİCİSİ OLACAKTIR”
Günümüzde müziğin dinleyicilerin beklentilerine göre üretilip üretilmediğine ilişkin soruya da yanıt veren Gökhan Şeşen, “Yapmayan insanlar var. Ama zaten hep böyle bir iş. Popüler müzik dediğimiz müzik zaten öyle bir müzik. Yani nabza göre şerbet vermek. ‘Bu şarkı tuttu, hadi bunun benzerini yapalım’ gibi. Ama kendini muhafaza eden, kendini koruyan, mesela bu zamana gelmiş 20-25 senelik gruplar da var, solistler de var. Onlar bu şeyden vazgeçmedikleri sürece, çünkü yaptıkları işi seviyorlar, onların muhakkak alıcısı, dinleyicisi olacaktır.” ifadelerini kullandı.
“BURAYA GELİRKEN KOŞA KOŞA GELİYORUM”
Muğla ve Mabolla hakkındaki düşüncelerini paylaşan Gökhan Şeşen, mekânda sahne almaktan mutluluk duyduklarını belirtti. Şeşen, “Mabolla dinleyicisi enteresan. Biz buraya her geldiğimizde çok mutlu olarak ayrıldık. Benim ayaklarım İstanbul’a buradan geri geri gidiyor. Ama buraya gelirken koşa koşa gidiyorum.” dedi.
Mabolla’daki dostluk ilişkilerine ve mekanın uzun yıllardır sürdürdüğü faaliyetlere değinen Burhan Şeşen, Mabolla’nın önemli bir işi başardığını ifade etti.
Şeşen, “Burada çok yakın dostlarımız da var. Ayrıca hakikaten burası çok önemli bir işi başardı. Yıllardır, 70’li yıllardan beri. Gerçekten örneği çok azdır. Onun için bütün o Çağlav sülalesini tebrik ediyorum. Ve burada olmaktan dolayı çok mutluyuz.” diye konuştu









