AK Parti’nin Cengizhan Güngör başkanlığındaki il yönetiminin işe hızlı başladığını duymaktayız.
Bu hızlı giriş üzerine tespitimi Mabolla Medya YouTube mecrasında şahsımın hazırlayıp sunduğu ‘Süleyman Akbulut Yorumluyor’ programında bu hafta kısmen de olsa söz etmiştim.
Kısmen bölümünü bu yazımızla biraz genişletelim o zaman.
Bugüne kadar yeni bir siyasi yönetime yönelik her türlü eleştirel yaklaşım için erken olabileceği hoşgörüsüne sahip olduğumuzun altını çizdiğimiz gibi, aynı yeni yönetimin farklı bir yoğurt yiyiş tarzında bir hareket kabiliyetine sahip olduğunu görme umudumuzu birkaç kez yazı ve yorumlarımızda ifade etmiştik.
Ama bu umut, temenniden öteye geçemiyor maalesef.
Neden mi?
Hani yazının başında AK Parti il yönetiminin işe hızlı başladığından dem vurduk ya… İşte bu söylemden yola çıkarak konuyu biraz detaylandıralım.
Çiçeği burnunda AK Parti yeni yönetiminin de, bugüne kadarki yönetimlerden alışık olduğumuz türden bir tutumla, işe bürokrat değişikliği kafasıyla başlamış durumda olduğunu öğrenmekteyiz.
Demek ki böyle bir tarz var ve gelenekselleşmiş de bir hal almış. Göreve getirilenler ilk iş olarak, kafa alma yöntemiyle rüştünü ispat etme yoluna gidiyor AK Parti’de belli ki.
Biraz araştırdık tabi. Durum söylemlerden ibaret olacak kadar miş-mış kıvamında değil.
Hal böyle olunca da, bu yeni yönetim girizgahı maalesef farklı yoğurt yiyiş beklentilerimizin de sonu oldu. Yokmuş kimsenin birbirinden farkı. Yukarıda ifade etmiştim, ‘umutlar, temenniden öteye geçemiyor’ diye.
Fazla iyi niyetli düşündüğümün farkındayım. Konumuza dönmek gerekirse, bu tabir yerindeyse siz deyin siyasi kıyım, ben diyeyim kafa alma girişimlerinin öne çıkan aktörleri ise, yeni il yönetiminin ikinci adam görünümünde olanlar.
İlk iş olarak bu işlerle anılmak zayıf karnenin başlangıcı görünümünde olsa da, duyumlarla hareket etmemek gerektiğinden konuyu biraz daha sondajlamak gereksinimi duydum. Biraz eşelemeye kalkınca da, neler duyuyor, neler öğreniyorsun neler…
Yazıya konu olan bu adam alıp, adamını getirme uygulamasına bir bakalım hadi. Kimler kimleri nerelere, kimlerin yerine getirmiş ya da getirmek istiyor?
Bilenler bilir mesnetsiz yazmam. Mesleki anlamda hiç yalanlanmışlığım da yoktur. Daha düne kadar kınanmışlığım da yoktu ama doğru söylem ve paylaşımlarımın rahatsızlık verdiği zümrelerce ciddiye almasam da kınandım.
Neyse gülüp geçtik de zaten. Yani demem o ki, sözünü ettiğim iddialar bilgiler gerçeği yansıtmıyorsa muhatapları düzeltebilir ama biliriz ki ateş olmayan yerden duman da tütmez.
Mesela Milas ilçemizden başlayalım iddialara. Milas Devlet Hastanesi Başhekimi Erdoğan Gönül neden istifa etti? Bildiğim kadarıyla kendisi Milaslı ve GATA kökenliydi.
İstifa mı etti, ettirildi mi? Başhekimlik göreviyle birlikte poliklinik de yaptığını Milas’taki kaynaklarımızdan öğrendim. Yani başarılı bir bürokrat ve doktor olduğundan, kendisinin döneminde Merkezi Hekim Randevu Sistemi’nde (MHRS) ciddi bir düşüş yaşandığı ifade ediliyor çevrelerce.
Eminim ki bu tasarrufa giden irade, böyle bir tasarruf öncesi mutlaka bir gerekçe düşünmüştür ve cevaben bu gerekçeyi ortaya atacaklardır.
İstifa edecek biri görevi başta niye kabul eder bunu da anlamam hiç? O zaman da insanın aklına istifa mı etti, ettirildi mi sorusu gündeme geliyor doğal olarak. Aklım takılınca sormak icap ediyor işte. Hele ki yazıyla ilintili bir konuysa.
Bu örnek bana İl Sağlık Müdür Yardımcısı Dr. İsmail Gökbel’in görevden el çektirilmesi konusunu hatırlattı. Bu el çektirmede de ete tırnağa dokunmaz gerekçeler ortaya atılmıştı. Gökbel Milaslıydı ve suyun başındaydı. Bu hekim ise yine Milaslı ve memleketinde görev yapıyordu.
Milas Devlet Hastanesi’nde şuan başhekim yok bildiğim kadarıyla, bu makam vekaletle yürütülüyor. Milas’tan tanışlarla görüşünce ‘dışarıdan gelecek biri varmış’ bilgisini aldım.
O biri acaba, adı ben de kalsın il başkan yardımcılarından birinin ağabeyi olabilir mi? O ağabeyin özel hastanede görev yaptığı halde, devlet kadrosuna geçirtilmek suretiyle başhekim yapılmaya çalışıldığı iddia ediliyor. Eğer konu bu noktadaysa ne diyelim; Allah olmayana versin.
Gelelim merkez ilçe Menteşe’ye. Burada da adı yine ben de kalsın, bir başka il yöneticisi marifeti gündemde.
Tam tamına 4 yıl 4 ay görevlendirmeyle Menteşe İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü görevini yürüten İdris Kömürcü’nün, özlük haklarını bile alamadan görevlendirmeyle çalıştırılıp, şimdi de görevden el çektirilmeye çalışıldığı iddiası.
Çok vicdani bir tasarruf gibi görünmüyor. Eğer hal böyleyse bu gelişmenin de kamu vicdanında yer bulacağını düşünmüyorum açıkçası.
Peki, buna neden gerek duyuldu? Biraz bu konuda da sondaj yaptık.
Bir de ne öğrenelim; asaleti bile verilmeden görevlendirme haliyle görevden el çektirilmek istenen İlçe Müdürü Kömürcü’nün, AK Parti il yönetimi yürütmesinin etkin ve yetkin sayılabilecek konumundaki bir başka isminin, üniversiteyi Muğla’da okuduğu dönemdeki ev arkadaşını göreve getirmek istemesinden kaynaklı bir tasarruf olduğu iddiasıyla karşılaştık.
Allah herkese böyle vefalı arkadaşlıklar ve dostluklar nasip etsin.
Kömürcü’nün yerine getirilmek istenen o ev arkadaşı durumundaki kişinin de, Olgunlaşma Enstitüsü Müdürü Mehmet Keleş olduğu iddia ediliyor.
Ancak, Keleş’in de ilçe milli eğitim müdürlüğü için şartlarının uymadığı bilgisine ulaştım. Bakalım Kömürcü’yü alma girişiminde ısrar edilip, şartları uyan başka biri mi göreve getirilecek yoksa Keleş’in şartları uygun hale mi getirilmeye çalışılacak ya da bu girişim ertelenecek mi izleyip göreceğiz.
Bu arada bir başka arkadaş kıyağı kontenjanından isim getirilmesi uygulamasından nasibini almak üzere üstünde çalışılan bir başka ismin de Valilik bünyesindeki İl Sosyal Etüt ve Proje Müdürü Özden İşler olduğu iddiası da var. Onun yerine getirilmek istenen isim de belli ama o isim de bende kalsın istiyorum.
Türk siyasetinde bal tutanın parmağını yaladığı gerçeği artık kanıksanmış durumda. Yeter ki iş başında olan ve gücü elinde bulunduran erklerle bir şekilde tanışık ve iyi ilişkiler içinde olunması yeterli. Kısır günü, altın günü arkadaşı olsa bile olur bu ilişki.
Bunun da örnekleri yok değil. Etrafı biraz doğru okuyunca bunları görebilmek mümkün.
Tüm bu iddialar ışığında şöyle bir el çektirilmiş ve çektirilmeye çalışılanlara bakınca hepsinin ortak noktasının bu şehrin çocukları olması tespitinde bulundum. İlginç değil mi?
Doğup büyüdükleri şehirde hizmet etmeye bile hakları yok. Etmek isteseler bile siyaset adı verilerek normalleştirilmeye çalışılan uygulamalar ve erkler marifetiyle bu istekleri ellerinden alınıyor. Kaderleri ise, organik ilişkilerin merkezinde kurulmuş iki dudak arasında çıkacak tek bir söze gebe.
Hala içi boş Muğla lobisinden söz edenler, umarım sadece masalarda memleket kurtardıklarının farkına varırlar.
Bitti mi bitmedi. Milas ilçe başkanlığına yine bir il başkan yardımcısının önceki dönemki vekillerden birinin aynı kadrodaki arkadaşını getirme çalışmalarından ve Muğla Eğitim ve Araştırma Hastanesi (MEAH) Destek Hizmetleri Müdürlüğü için Temmuz ayından beri müdür yardımcısı olarak görev yapan, hatta başarılı ve liyakatlı çalışmaları nedeniyle amirleri tarafından müdür olması için teşvik edilen ve bunun için yardımcılık görevinden istifa edip, müdürlük bekleyen Derya Gül’ün atamasının durdurulup yine başka bir arkadaş torpilinden Turgut Uzunçakmak’ın atanması için bulunulan girişim iddialarını detaylandırmıyorum bile.
Demiştim, ‘AK Parti il yönetimi gaz kesmeyen bir hızla işe başlamış’ diye. Maşallah, umarım bu hızla kaza yapmazlar.
Kıssadan hisse, iddia edilen bu girişimler Muğla ilinin yararına gözetilmiş, hizmet odaklı rotasyonlar değil, gücü eline geçirenin kıyakçılıkla kendini kanıtlama ve güç gösterme denemeleridir.
Şık olmamış.
Muğla siyasetinde, ev arkadaşlığı kıyağı da görmedik demeyiz artık.