Mabolla Medya YouTube kanalımızdaki kendi ismimi taşıyan programımdaki bir yorumumda, ‘Osman Gürün’ün güç zehirlenmesinden kaynaklı ben merkezci tutum ve uygulamalarını eleştirenlerin, kendilerine fırsat verildiğinde Gürün’den daha da tehlikeli hale geldiklerini gözlemliyoruz’ demiştim.
O tarihten bu yana çok ta değişen bir şey olmadığı gibi artarak devam eden bir sürecin enstantenelerini sık sık görebilmek de mümkün.
Elbette bana bu cümleyi kurdurtanların başını makam işgal eden siyasi figürler oluşturuyordu.
Boşuna kurulan cümle değildi o cümle elbet yaşanılanlara bakınca.
Daha yeni sıcacık bir gündem Datça’da yaşandı.
Datça Belediye Başkanı Aytaç Kurt’un belediye meclisi toplantısında basına görüntü yasağı getirmesi ve hızını daha da alamayarak gazetecilere yönelik geçmişin karanlık figürlerinden Mehmet Baransu örneğiyle hedef almasını kabul edilebilir bir şey olmadığı gibi girişteki söze en güzel örnekti diye değerlendirebilirim.
Ağızlarını her açtıklarında ifade ve düşünce özgürlüğüne önem veren bir partinin mensubuymuş gibi davrananların içinde bulundukları halet-i ruhiyenin de mercek altına alınması aşikar.
Bu konuya ilişkin çok söz etmeyeceğim. Gerekli açıklamayı sert bir dille eleştirerek basınımıza servis ettik zaten.
Merak edenler açıp okuyabilir. Tatlı su balığı misali ilişkilerimizi öncelleyerek sus pus olmamız elbette beklenemez. O tatlı su balıklarına ve organik bağını yaşamının odağına yerleştirenlere inat, öncelik meslek itibarımız ve mesleğimize yönelik duruşumuz, biz ve bizim gibi düşünenler için önem teşkil etmekte.
Yazının başında sunduğum zehirlenme örneklerini Aytaç Kurt ile sınırlandırmak haksızlık olacaktır. Gözümüzün önündeki mevkidaşlarından da zaman zaman görmekteyiz.
Genelde bu kontrolsüz reflekslerini, eleştiri karşısında kontrol altında tutamadıkları egolarıyla ve duygularını oturdukları koltuklardan önde tutmalarından kaynaklı yapmaktalar çünkü aday oldukları işin ciddiyetini kavrayarak, ya da o aday oldukları şehrin dinamiklerini tanımaktan bir haber bir şekilde getirilmişlerdi bulunduları mevkilere.
Halktan ya da mensubu olduğu partinin tabanından değil de, genel merkez atamalarıyla birilerinin güdümünde oturtuldukları koltuklardan güç alanlardan etik beklemek bir yana dursun, yukarılarda takılma alışkanlıklarının ve halktan kopuk olmamalarını , güç zehirlenmesine uğramamalarını ya da en önemlisi oturtuldukları koltuklara güç katmalarını bekleyemezsiniz. Bilakis bu örneklerden yola çıkarak güçlerini oturduklarını koltuklardan alıyor olduklarını gözlemlersiniz.
İşte hal böyle olunca da, ali kıran baş kesen tutum, davranış ve söylemler kaçınılmaz hale gelir. Bunu yakın zamanda kurumsal bir ağızla değil de, öfke saçan bir yaklaşımın muhatabı olarak bire bir yaşamış da bir gazeteciyim.
Üstüne üstlük bunun üzerine bir de, basına özgü günlerde inanmadıkları düşünce şeklini basın birimleri marifetiyle kaleme aldırıp, sonra basına servis ettirenler bu açıklamalarında eleştirinin önemine değinerek, basına methiye düzerler.
Sonra da, en küçük eleştirel yaklaşımlarda bile gözlerini kör etmiş duygularıyla gazeteciyi ya da gazetecileri hedefe koyarak, organize bir linç girişiminde bulunurlar.
Bunlar çeşitlendirilebilir. Aytaç Kurt böyle yapmamış, aynı şeyi farklı bir yöntemle sergilemiş.
Kendileriyle çelişmek diye buna denilir. Hissiyati tutumlarından kurtulamadan yönetici olmuşlardır çünkü.
Hoş değil. Bu görevdeki kişiler kapsayıcı, kucaklayıcı olmalıdır. Bu yaklaşımlar saygı duyulan makamları hafifletmektedir.
Şimdi bu zihniyetteki figürlerin, mensubu oldukları partileri tarafından özellikle iktidarın uygulamaları üzerinden eleştiri konusu edilen suisatimal içerikli konuları kendilerinin de bire bir uyguluyor olduklarını görebilmek mümkün.
Bir tarafı eleştirirken ve o eleşitirilerinde kıyak atamalar ya da yandaş yaklaşımları ağızlarına pelesenk edenlerin ve hatta etikten söz edenlerin, etik dışı tutumlarının yanında kıyakçılığı ve yandaşçılığı kendilerinin de sergilemeleri örneklere sığmaz hale gelmiş durumda.
Örnek mi, örnek çok.
Eş durumundaki kişilerin aynı işyerinde çalışıyor olmaları gibi, ehilliğine bakılmaksızın yakın arkadaşların yönetim kadrolarında yer almaları gibi, önceki yaşamlarında iş ortağı olanların ortağını da başında oldukları kurumlara işe almaları gibi, ya da birilerine pozisyon üretmeye çalışmak gibi…
Daha fazlasına gerek var mı?
Dahası elbette var ama yazacak yerim yok.
Ama emeği ile çalışanlara uygulanan mobbing ve yol gösterme girişimleri de cabası.
Kendi çalışanına bunu yapan, kurum dışındaki birisine ya da gazeteciye yapmaz mı?
Kontrolün yok olduğu, ayıp duygusunun ortadan kalktığı, kıyakçılığın zirve yaptığı, etik olmasını beklediğimiz alanların etiksizlik yarışına girdiği bir yaşam döngüsünün içindeyiz.
Demem o ki; hamasi nutuklara karnımız tok. Eylem ve söylemin çeliştiği ve bu örneklemelerin hergün gözümüze sokulduğu bir ortamda ortaya konan sözcükleri gülerek izlemeye devam edeceğiz ama ayıp, halktan kopuk ve etik olmayan işlere de kayıtsız kalmayıp, değinmeyi de sürdüreceğiz.
Bu ortamda bize daha çok gündem konusu çıkar.
Kısacası eleştirdikleri herşeyi kendileri bizzat yapanların oyununu izlemekteyiz.
Dolaylı anlatıma örnek ve herşeyin farkında olduğumuzun bilinmesini istediğimiz bir yazıyı kaleme aldığımızı belirterek noktayı koyalım.