YKS ve LGS maratonu nihayet geride kaldı. Aylardır süren stres yerini derin bir nefese bıraktı, azından görünürde öyle. Şimdi ise pek çok evde tek bir gündem var: Öğrencinin kaç net yaptığı, tahmini sıralamasının ne olacağı ve istenilen üniversitenin gelip gelmeyeceği…
Sınav sonucuna dair tahminde bulunurken ya da sınav ile ilgili yorum yaparken kullanılan cümleler dikkatle seçilmeli. Bu konuda özellikle ebeveynlere büyük bir sorumluluk düşüyor.
“Yüksek puan alırsan değerlisin, iyi bir üniversiteye girersen sevilmeye ve övülmeye layıksın.” Gibi gizli mesajlar içeren cümleler, çocuğun başarılı olduğu takdirde kendisini değerli hissetmesine neden olur. Dolayısıyla bu genç için YKS veya LGS, sadece bir lise ya da üniversite giriş sınavı değil; onun var olma mücadelesi haline gelir. Sınavdan alınan düşük bir puan ise gencin benlik algısını olumsuz etkiler.
“En iyi olmalıyım, çünkü ancak en iyi olursam fark edilirim.”
“Başarılı olmalıyım çünkü başarılı olursam daha çok sevilirim.” Düşüncesi uzun vadede bir travma etkisi olarak aşırı başarı isteğini beraberinde getirebilir.
Başarı, modern dünyada alkışlanan ve ödüllendirilen bir erdem olarak karşımıza çıkabilir; ancak bazen, dışarıdan bakıldığında hayranlık uyandıran başarı hikayelerinin arkasında, azimden çok inciten bir motivasyonun saklanabileceğini unutmamalıyız. Zira çocukluk döneminde duygusal ihmale uğramış, yüksek notlar aldığında onaylanmış ya da evdeki “o mükemmel çocuk” olarak var olmuş olan bireyler için başarı, bir hayatta kalma stratejisine dönüşür. Yıllar geçer, çocuk büyür, unvanlar değişir ama “en iyisi olursam fark edilirim ve sevilirim” kodu değişmez. Dolayısıyla kişi, kendi varoluşsal değerini sadece ürettiği çıktılar ile ölçer. Bu noktada elde edilen her bir çıktının, başarıyı bir zırh gibi kuşanan “Beni görün, beni sevin, ben buradayım” diyen sessiz bir çığlık olabileceğini hatırlamalıyız.