Muğla’nın merkez ilçesine bağlı Ortaköy Mahallesinde 11 yıldır isim verilememiş sokak ve caddelere Cumhuriyet Kadınları’nın isimleri verilecekmiş.
Son Menteşe Belediye Meclisinde alınan karar ve Menteşe Belediyesi tarafından bu başlıkla servis edilen haber bu yönde.
Hatta bu isimler arasında koskoca uluslararası havalimanına adı verilmiş Sabiha Gökcen de var. Gökcen’in adı Ortaköy’ün bugüne kadar ki isimsiz sokaklarında yaşatılacakmış.
Nasıl başarılı bir karar değil mi?
Kimsenin düşünemediğini düşünen bir belediye yaratıcılığına sahip olan bir Muğlalı memnuniyeti içindeyim.
Aylar önce Mabolla Medya’da Ortaköy Mahallesi sokaklarının isimlerinin olmadığını, vatandaşın kargo ve postalarını, muhtarlık ve köy kahvelerinden erişmek zorunda kaldıklarından dolayı yaşanan mağduriyeti haber yapmıştık.
Üzerinden aylar geçtikten sonra Menteşe Belediyesi Meclisi’nin 8 Mart Dünya Kadınlar Günü münasebeti sebebiyle aldığı son toplantısındaki bu yaratıcı kararı, Menteşe Belediyesi’nce servis edilen haberle hepimiz öğrenmiş olduk.
Gerek programlarımda gerekse de yazılarımda seçim dönemlerinde yerel yönetici olarak sunulacak adayların şehirlerini, o şehrinin kültürünü, sosyolojisini tanıması gereken isimlerden oluşması gerektiğine vurgu yapıyorum.
Bu düşünceme tabiki belediye meclis üyelerini de ekliyorum. Günümüz meclis üyesi tercihlerine bakıldığında, popüler bir işin, popüler uzantıları yaratmak için oluşturulmuş listeler oluşturulduğunu gözlemlemekteyiz ki, böylesine bir karara imza atarken bile muhalefet edemedikleri çok ortada.
Onlarda işin popülaritesine kapılmışlar belli ki..
Bir meclis üyesi de çıkıp, ‘Muğla’nın Cumhuriyet Kadınları diye anılabilecek ismi yok mu?’ diyememiş..
Hadi yerel iktidarın belediye meclis üyeleri için bunu demek yürek ister de, ya muhalefettekilere ne demeli?
Vah benim şehrime, vah benim doğup büyüdüğüm şehrimin kültürüne ve vah ki siyaset sahnesine nicesini gördüğümüz siyasi figürlerinin bugünkü geldiği duruma..
İşte sanırım bu tablolar karşısında içi acıyan bu şehri tanıdığı halde artık tanımakta zorluk çeken benim ve ben gibiler kaldı.
Öyle olunca da, ben ve ben gibilere eleştirel yaklaşımlarımızdan kaynaklı hedefteki kötü kişi rolü biçiliyor.
O kötü kişi ilan edenlerin emrinde olup arkadaşlık ettiklerimiz varsa dikkat etsinler, hata kaza fotoğraf karesinde görünmesinler bile bizlerle.
Peki ya gücün yanında olup ta, değirmene su taşıyanların durumu ne halde?
Onlar rahat, hatta en rahat olanlar.
Biat et, rahat et kafası. Öv, güzelleme yap. Karşılığında da akıl hocalığı rolünü üstlen, herşeyi güllük gülistanlık göster, yağla, balla, akla, pakla, süsle ve mükafatını al.
Bildiğimiz teraneler.
Bal tutan parmağını yalamasın mı, yalasın tabi. Boşuna aklanıp, paklanmaz. O kadar efor var, performans var. Elbette ballı parmak yalanacak.
Neyse konumuza dönelim.
Ortaköy Mahallesindeki sokak ve caddelere verilmesi düşünülüp, karara bağlanan isimlere bir daha bakalım:
Nezihe Muhiddin, Afet İnan, algıda seçici olun lütfen İffet İnan değil, Afet İnan. Haberi okuyanların çoğunun Afet İnan’ı, İffet İnan olarak algıladıklarından eminim.
Devam edelim; İdil Biret, Yıldız Kenter, Sabiha Gökçen, Türkan Saylan, Saynur Gelendost, Afife Jale ve Semiha Berksoy.
Saynur Gelendost’u ayırabilirim bu isimlerden. Kendisini çevre çalışmalarında gazeteci olarak sahada görüntülemişliğimiz vardır sonuçta.
Diğer isimlere de elbette bir itirazımız yok, karşı olmamız da beklenemez ancak, ülke genelinde bilindik ve isimleri zaten çoğu alanda yaşatılan isimleri Ortaköy Mahallesinin sokaklarında tekrar yaşatmaya çalışmak, hizmet etsin diye işbaşına getirilen mevcut yerel yönetimin ‘şehrin kadın değerlerinden bihaber mi?’ sorusunu gündeme getirebilir.
Sorunun dışında mevcut yerel yönetimin yaratıcılığını ve vizyonunu da tartışılır hale getirecektir.
‘Sanki şu ana kadar sadece bu konularla mı tartışılıyordu’ diyenlerin de olacağını duyar gibiyim.
Kaldı ki, 8 Mart’ı anlamlı kılmak istiyorsan ve bu minvalde Cumhuriyet değerlerini şehrinde yaşatmayı amaçlıyorsan, bunu önce kendi şehrinin Cumhuriyet değeri olarak tanınmış, bilinmiş isimleriyle yaşatmalısın.
Böylesine popülist ve ‘aferin delisi’ görüntüsündeki, kolaycılık içeren ve kafa yorulmamış, bir o kadar da sıradan bu gibi uygulamalarla ancak kendi etrafınızdakilerden alkış alabilirsiniz.
Onların dışında kalan ve şehrini tanıyanların bu karara elbette eleştirisi ve itirazı olacaktır.
Sosyal medyada birkaçına rastladım mesela.
O birkaçtan en etkili eleştiriyi ‘Vatandaş Ahmet’ olarak tanınan Ahmet Tan Karaosmanoğlu yöneltmiş.
Merak edenler sayfasından görüp okuyabilir.
Ortaköy sokak ve caddelerine verilecek isimlerden biri de Türkan Saylan’ın ismi.
Takıldım ne yalan söyleyeyim.
Saylan’ın ismi kent merkezinde devasa bir tesise verilmişken, tekrar bir mahallenin sokağına vermek fikri gerçekten kimsenin aklına gelmeyecek türden bir karar.
Karar vericileri ve ismi tekrar ortaya atma donanımına sahip olan arkadaşlarımızı da kutluyorum.
Bu vizyonel bir bakış açısıyla Ortaköy’de önemli bir ihtiyaca karşılık verilmiş oldu.
Hem de yıllar sonra.
Bir kez daha kutluyorum.
Şimdi gelelim memleketimiz kadınlarına.
Bir kere Cumhuriyet tarihinin ilk kadın valisinin görev yaptığı Muğla’da, Lale Aytaman ismini düşünemeyenler için söylenebilecek çok ta söz yok aslında.
Kaldı ki kendisinin anlatıldığı ve belediyelerimiz öncülüğünde düzenlenen bir belgesel gösterimi için Sayın Aytaman’ı yakın zamanda Muğla’da ağırlamıştık. Bu kadar kısa sürede unutulamaz diye düşünüyorum.
Ayrıca kentte yaptıkları görev ve bulundukları alanlarda yürüttükleri hizmetlerle adından söz ettirmiş kişilerin öldükten sonra değil de, yaşarken de isimlerinin bir yere verilmesinin öneminden hep söz etmişimdir.
Buna en güzel örnek, değerli büyüğümüz ve aynı zamanda Muğla Gazeteciler Cemiyetimizin kurucu Başkanı Erman Şahin’i gösterebiliriz.
Kendisine sağlık ve afiyet dilediğim Erman Şahin büyüğümüzün yaşarken bir spor kompleksine isminin verilmesini kıymetli bulmuş ve bu anlamlı davranışı sergileyenleri kutlamıştık.
Bunun içindir ki, madem, 8 Mart’a özel, Cumhuriyet Kadınları adı altında ülkeye mal olmuş isimleri Ortaköy Mahallesinin sokak ve caddelerine vermek istediniz, soralım o zaman ‘bizim memlekete mal olmuş isimlerimiz yok muydu?’ diye.
Hatta hali hazırda yaşayan ve kadınlara yönelik farkındalık içeren çalışmaların içinde bulunmuş, başını çekmiş, mücadele etmiş ve o isimsiz sokak ve caddelere isimlerinin verilmesi uygun düşecek pek çok isim varken kentte, bu nasıl bir aklın tezahürü ya da yansımasıdır?
Şaka gibi vallahi şaka gibi…
Hazır kentimizde isimleri sokak ve caddelere verilebilecek isimler yok muydu derken; ilk aklıma geliverenleri de paylaşmak isterim. Belki bir faydamız olur.
‘İffet İnan, Lale Aytaman, Makbule Kaya, Mehtap Birgili, Nilüfer Caner, Av. Sabahat Aykın, Gaye Cön, Av. Sevinç Göçügenci, Abide Öncüer, Afet Koçer, Suat Dereli, Şehbal Baydur, Zehra İyibilir, Av. Ayla Kara, Ayşe Sumru Noyan.’
Bu isimler olamaz mıydı mesela..
Hatta çocukluğumdan hatırlıyorum anneannemin de arkadaşıydı, kitabını görmüştüm; Memduha Olgun.
Yangın Kulesi Gözetlemecisi kadınlar olarak bilinen Güllü Şahin, Miside Baykara, Raziye Dikmentepe gibi mesela..
Penbe Ana, Sarı Ana, Şemsi Ana gibi ya da…
Daha da arttırılabilir.
Sunduğum örneklerdeki gibi kentimiz böylesine zengin bir isim hazinesine sahipken, popülist bir mantıkla yaygın anlamda bilinen isimleri Ortaköy Mahallesinde yaşatma girişimini anlayabilmek mümkün olmadığı kadar da düşünülmeden ‘yaptım oldu’ kafasıyla Meclise getirilmiş bir iş olmuş.
Kaldı ki, Muğla Ticaret ve Sanayi Odası’nın da ilgili paydaşlarla birlikte ‘100 Yılda 100 Kadın’ adlı eserinden de faydalanılabilirdi.
Tabi o kitaptan haberi olan bir yerel yönetici varsa.
Bu cümlemi Mehtap Şeniz Çahan’ı tenzih ederek kurmuş olayım. Malum o eserde MUTSO’daki görevleri icabı mutlak katkıları var, biliyorum da üstelik.
O kitabın karar alıcıları da bu tür eserleri ara ara hatırlatsalar iyi olacak. Görüldüğü gibi döneminde ortaya çıkıp, sonrasında unutulup gidiyor anlaşılan. Bu çalışmada o eserden faydalanmayacaksan ne zaman faydalanacaksın?
Olan olmuş. Menteşe Belediye Meclisi tarihi bir karar almışçasına yine Menteşe Belediyesi’nce haber de servis edilmiş.
Diyecek çok ta bir şey de yok aslında.
Daha nice böylesine parlak fikirli çalışmalarda buluşmayı dileyelim.
Şimdi ‘niyeti gör’ diyenler çıkacaktır.
Görelim görmesine de, eleştiriye açık yapılan her işi olumlu görebilmek için niyete bakakalma kanaatkarlığı artık yetmiyor.
O obsiyon tükendi.
En azından bana yetmiyor. 2026 yılında başka şeyler söylemenin gerekliliğine inanmak ve buna hizmet etmesi beklenen kafaların da bu doğrultuda çalışması gerekliliğini görüp, bilip, yaşamak istiyoruz.
Yapılan iş, ete tırnağa dokunsun istiyoruz.
Her şeyden öte; kamu vicdanında yer bulsun istiyoruz.
Bunu da evcilik oynar gibi belediyecilik oynayanlarla değil, gerçek anlamda belediyecilik yapmaya aday, kentini tanıyan, kentinin de kendisini tanıdığı isimlerle görüp, yaşamak istiyoruz.
Durumun tespiti işte bu kadar net.
O zaman; ‘bizim şehrin de Cumhuriyet kadınları vardı; sayıları hem de az buz da değildi’ diyelim noktalayalım.