ÖZEL HABER / Türkiye’nin en önemli turizm ve tarım merkezlerinden biri olan Muğla’da 2025 yılı içerisinde planlanan 30 ayrı maden ocağı projesi için Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı tarafından “ÇED Gerekli Değildir/ÇED Olumlu” kararları verildi.
Ege ile Akdeniz’in kesişim noktasında bulunan Muğla; Gökova Körfezi, Ölüdeniz, Dalyan, Akyaka, Datça ve Bodrum gibi doğal ve kültürel değerleriyle yalnızca Türkiye’nin değil dünyanın sayılı turizm merkezleri arasında yer alıyor. Geniş orman alanları, zeytinlikleri ve tarım arazileriyle dikkat çeken Muğla, son yıllarda maden projeleri nedeniyle de sık sık çevre mücadeleleriyle anılıyor. Başta Milas ve Yatağan olmak üzere birçok ilçede termik santraller ve maden ocaklarına karşı yıllardır süren eylemler, nöbetler ve hukuki mücadeleler devam ediyor.
Bu tartışmalar sürerken, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı tarafından 2025 yılı içerisinde Muğla genelinde 30 ayrı maden ocağı projesi için “ÇED Gerekli Değildir/ÇED Olumlu” kararları verildi. Kararların büyük bölümü mermer ocakları ile kırma-eleme tesislerini kapsıyor. Projelerin Menteşe, Yatağan, Kavaklıdere, Dalaman, Milas, Seydikemer, Fethiye, Köyceğiz ve Ula ilçelerinde yapılması planlanıyor.
Bakanlığın duyuru sayfasından edinilen bilgilere göre, kararlardan 15’inin, kamuoyunda “süper izin” olarak anılan ve zeytinlik alanların madencilik faaliyetlerine açılmasının önünü açan Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin TBMM Genel Kurulu’nda kabul edilmesinin hemen ardından verilmesi dikkat çekti.
Konuya ilişkin Mabolla Medya’ya açıklamalarda bulunan Sandras Platformu Sözcüsü Neşe Yüzak, bu projelerin tamamına yakını için, ‘sulu kesim yöntemi kullanılacağı ve toz oluşumunun sınırlı olacağı’ gerekçesiyle kararların verildiğini belirterek, “Sulu kesim vaadi, özellikle zeytinlik alanların yakınındaki projeler için kabul edilemez bir yasal boşluk işlevi görüyor. 7554 sayılı yasa enerji yatırımları için zeytinliklerde ağaç sökümüne izin verdi. Şimdi benzer bir mantık, mermer ocakları için ‘dolaylı’ bir yol olarak kullanılıyor. Üstelik su stresi çeken bir bölgede, madenciliğin yüksek su tüketimi ve yeraltı sularını kirletme riski hiçe sayılıyor” dedi.
Yüzak, yazılı açıklamasında şu ifadelere yer verdi:
“Madencilik projelerinin yanı sıra, enerji sektöründen gelen yatırımlar da çevre endişelerini artırıyor. Yeniköy Kemerköy Termik Santrali’ne ait ‘Liman Geri Sahası Kömür Stok Alanı ve Kapalı Bant Sistemleri’ için verilen ‘ÇED Olumlu’ kararı, iklim politikalarıyla çelişiyor. Projenin dosyası 8 Ocak 2025’te ÇED sürecine alınmış, yasal düzenleme sonrası 1 Aralık 2025’te süreç yeniden başlatılarak, 19 Aralık 2025’te olumlu karar çıkmıştı. Karar, ‘yerli kömür’ vurgusuna rağmen, insan ve çevre sağlığını hiçe sayıyor. AİHM’den kapatma kararı olan santraller için, bir yandan acele kamulaştırmayla köylü toprakları alınırken, diğer yandan ithal kömür için hazine arazileri liman hizmetine açılıyor. Bu, çifte standarttır.
“UYGULAMALAR, ÇED SÜREÇLERİNİ KOLAYLAŞTIRIRKEN, YEREL HALKIN MÜLKİYET HAKLARINI RİSKE ATIYOR”
Yeni düzenlemelerin en çarpıcı sonuçlarından biri de özel mülkiyet ve tarım arazilerini hedef alan ‘acele kamulaştırma’ uygulamaları oldu. Yatırımların önünü açan bu uygulamalar, ÇED süreçlerini kolaylaştırırken, yerel halkın mülkiyet haklarını riske atıyor. Turizm ve tarımdan geçinen köylülerimizin toprakları, yeterli çevresel ve sosyal değerlendirme yapılmadan, ‘kamu yararı’ adı altında elden çıkıyor. Bu durum, büyük ölçekli sanayi yatırımlarının çıkarları ile yerel halkın geçim kaynaklarını doğrudan karşı karşıya getiriyor.
“TURİZM-TARIM İLE AĞIR SANAYİ ARASINDA SAĞLIKLI BİR DENGE KURULMALI”
Muğla’nın kronikleşmeye başlayan su kıtlığı ile mücadele ettiği bir dönemde, yüksek su tüketen madencilik faaliyetlerine izin verilmesi büyük tezat oluşturuyor. Bölgenin en değerli Özel Çevre Koruma Bölgeleri’ndeki su kaynaklarının kirlenme ve tükenme riski, turizm sektörünün geleceğini de doğrudan tehdit ediyor. 2025 sonrası bu ilk altı aylık süreç, endişe verici bir tablo ortaya koydu. ÇED muafiyetleri ve acele kamulaştırmalar, daha büyük tahribatın habercisi. Mevcut uygulamalar sürerse, Muğla’nın benzersiz doğası, tarım alanları ve yeşil ekonomisi geri dönüşü olmayan zarar görecek. Turizm-tarım ile ağır sanayi arasında sağlıklı bir denge kurulması, sadece Muğla’nın değil, Türkiye’nin geleceği için de kritik önemde.”
Avukat İsmail Hakkı Atal ise “Muğla’da şu anda birçok ÇED başvurusunun yapıldığını görüyoruz. Eskiden de aslında bu ÇED süreçleri ‘dostlar alışverişte görsün, minareyi çalan kılıfına uydursun’ diye sonucu baştan belli bürokratik prosedürler olarak uygulanıyordu. Neredeyse hiçbir şekilde hiçbir şirketin, maden şirketinin ÇED başvurusu olumsuz çıkmıyordu. Sürekli vatandaşlar, köylüler dava açmak zorunda kalıyorlardı” dedi.
“400 BİNİ AŞKIN MADEN RUHSATI VERİLDİ”
Petrol İşleri Genel Müdürlüğü kurulduktan sonra 400 bini aşkın maden ruhsatı verildiğini belirten Atal, şunları söyledi:
“Turizm cenneti, dünyanın incisi Muğla’yı yaşanmaz hale getirecek madencilik faaliyeti başvuruları hız kazandı. Ne sayesinde? AKP-MHP iktidarının zeytin yasasının koruyucu hükümlerini kaldıran 2025 yazında zeytin katliamına ilişkin çıkarttığı yasal düzenleme sebebiyle. Zaten şu anda Türkiye topraklarının yüzde 70’i maden ruhsat sahası. ‘Sömürge Madenciliği Kurumu’ olarak kurulan Maden ve Petrol İşleri Genel Müdürlüğü kurulduktan sonra 2008’den bu yana 400 bini aşkın maden ruhsatı verdi. Bütün Cumhuriyet tarihi boyunca 1923’ten AKP iktidara geldiği 2002’ye kadar Türkiye’de verilen toplam maden ruhsat sayısı 80 yılda 1186 iken AKP’nin Maden ve Petrol İşleri Genel Müdürlüğü 15 yıl aşkın sürede 400 binden daha fazla maden vuslatı verdi. Bu sürdürülebilir bir şey değil. Bu, Türkiye’yi çöküşe doğru götürüyor. Şu anda da Muğla gibi Aydın gibi zeytinlik alanların yoğunlukta olduğu yerlerde maden şirketlerini engelleyen Zeytin Kanunu’nun koruyucu hükümlerinin 2025 yazında AKP-MHP iktidarının getirdiği yasa teklifiyle budanması suretiyle, bu saldırı daha da hız kazandı.”









