Bu ara gündemi, memleketimizin beyaz perdedeki yüz akı projelerinden olan ‘Bak Postacı Geliyor’ adlı filmin çekildiği yer olan Muğla’da değil de, İstanbul’dan sonra Yönetmen Yüksel Aksu’nun filmin başrolünde yer verdiği eşi Deniz Barut’un memleketi komşu Denizli ilinde gerçekleştirilen gala organizasyonu başı çekiyor.
Her işimiz tam da, bu eksikti dedirten cinsten hem de.
Genelde konulara ve olaylara bakış açımız gereği, kolay olanı seçer, birini hedefe alır, sonra da ‘vur abalıya’ tarzıyla vururuz vurabildiğimiz kadar.
Hiç sebep sonuç ilişkisine bile girmeden hem de.
Filmin Denizli galasını duyduğumda önce ben de duygusal davrandığımı ifade etmeliyim ama konformist yapımızın yarattığı tembellikle herşeyi başkalarından beklediğimiz gerçeğini de düşününce, o duygumu mantık çerçevesine dönüştürüp, yerli yerine oturtmayı başarıyorum konuyu.
Bu açıdan baktığımda da, konuları derinlemesine irdeleyerek, bizim Muğla ağzıyla laf ebeliği yapmayı doğru bulmuyorum.
Ya da ağdalı yaklaşımların döküldüğü, halk tipinden kopuk, belli zümrelere hitap eder yazı yazma şekillerini de..
Bu nedenle konuyu bir de ben ele alayım istedim yalın haliyle.
Özleştiri kültürü maalesef toplumumuzda yer etmiş bir mevhum değil.
Bu söz ettiğim konu üzerinden ele aldığımızda, kafadan, ‘film Muğla’da çekildiyse, galası da Muğla’da yapılmalı’ mantığında ya da bu duyumları duygusal penceremizden sürdürme yanlısıyız.
O kadar gözü karartmış bir yüksünme içerisindeyiz ki, komşu Denizli ilinde yapılıyor olmasını da, sorgusuz sualsiz eleştiriyoruz ama hiç kendimize bakmıyoruz.
Hele ki, bu filmi izlemek için mecbur bırakıldığımız tek bir sinema gerçeğine rağmen.
Daha yakın zamanda sosyal medyada serzeniş içeren yorumlar okumuştum.
Filmin Muğla’daki sinemada izlendiğinde ses ve görüntü açısından yetersiz bulunduğunu. Yani birşeyin anlaşılmadığı yönünde eleştiriler vardı.
Bu da Muğla’daki o tek sinemanın eski bir teknolji ile hizmet veriyor olduğunu gözler önüne mi seriyordu?
Sonra aynı filmi başka bir ilçede izledikten sonra duyulan memnuniyeti de, Muğla filmlerimizin değişmez karakteri Gülnihal Demir teyzemin yorumundan okumuştum.
Ses ve görüntü kalitesi açısından.
Konumuz burada sineme ve sinemaların kalitesi de değil ayrıca ama konuyu bir yere getirmeye çalışıyorum.
Bizim çocukluğumuzda şehir olarak iki büyük sinamaya sahipken ve o sinemalardan biri olan Belediye Sineması, hepimizin bildiği gibi çıkan bir yangın sonucu kül olmuştu.
Yerine yine sinema yapmak yerine dönemin Belediye Başkanı Osman Gürün tarafından domates kasasına benzer bir şekilde inşa edilen katlı otopark yapımı tercihine gidilmişti.
Buna rağmen şehir, yerel ağızlar tarafından ‘kültür-sanat şehri’ diye lanse ediliyordu. Ayıp örter misali. Biliyorum komikti ama neredeyse bu lanse edişlere, bizlerin bile eşlik eder hale gelmişliğimiz de olmuştur.
O, sözüm ona, kültür-sanat şehrinin şehr-i emini Gürün döneminde, üstüne üstlük bir de Prof. Dr. Şadan Gökovalı Açık Hava Tiyatrosunu inşa edilmiş ve ‘hede oluyoru gari’ dediğimiz noktada da, bu sanatsal yapıt, Zurna Festivaliyle sınırlı hale getirilmişti.
İşte böyle bir ortamda, şehrin en büyük kültür merkezi konumundaki Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi Atatürk Kültür Merkezi’nde bir sanatsal etkinlik yapmaya kalkışsan, ‘başka yer mi bulamamışlar, o kadar uzağa nasıl gidiliyoru’ hayıflanmasının yaşandığı yer de, şimdi de ‘filmin galası neden Denizli’de yapıldı?’ kaotiğini geliştirme çabası içerisindeyiz.
İnsanın bu durum karşısında, ‘çalışın efendiler sizin de olur’ diyesi geliyor.
Galanın Denizli’de yapılmasına kibir abideliği yapanlar, bu konudaki taleplerini ne zaman dile getirmişler merak ediyorum doğrusu.
Ya da bu konuya öncülük ve talepte bulunması gerekenlere karşı ne zaman ses yükseltmişler?
Varsa yoksa konuyla ilgisi olması beklenenlere dokunmadan birilerini birşeylerden mesul tutalım.
Yüksel Aksu bu yöndeki mızmızlanmalara karşı söylemiş işte, ‘planlayın yapalım’ diye.
Bu yaşanan hadise, Yüksel Aksu’nun Menteşe Belediyesi tarafından düzenlenen 2024 yılı 31. Kültür Sanat Şenliği kapsamındaki Konakaltı Kültür Merkezi’nde konuşmacı olarak katıldığı açık hava söyleşisini aklıma getirdi.
Yönetmen Aksu o söyleşideki konuşmasında, Muğla’nın sinema için ne denli önemli bir merkez olabileceğini dile getirmiş ve bunun için kendisinden yararlanabilineceği gibi Büyükşehir Belediyesi bünyesinde Sinema Dairesinin bile kurulmasının gerekliliğine vurgu yapmıştı.
Yüksel Aksu, o konuşmanın ardından geçtiğimiz 2025 yılı 32. Menteşe Kültür Sanat Şenliği’nde bir kez daha aynı yerde konuştu.
Geçen bir yılda herşey, meli-malı mastar eklerinin gölgesinde kurulan cümlelerle temenni olarak dile dökülmüştü.
O temenninin üzerine bir yıl arayla aynı teraneler eklendi.
Hayata geçirilmiş bir şey yok, atılan bir adım yok, varsa yoksa laf kalabalığı.
Biz de bir laf vardır; ‘ağzı açığın malını, gözü açık yermiş’ diye.
Film Muğla’da çekilse bile kültürel yakınlığa sahip olduğumuz ama bizim kibir abidelelerinin beğenmediği Denizli ili daha talepkar davranmış görüldüğü üzere.
Hem ne olmuş ki?
Hemşehrimiz Yüksel Aksu, kendi memleketine bugüne kadar yapacağını fazlasıyla yapmış, her gel dendiğinde gelmiş, konuş demişler konuşmuş, memleket havasını İstanbullarda yaşatmış, şimdi hanım köyünde bıgırık film oynatmış çok mu?
Hem adamlar Aksu’nun daha kendi memleketlerinde bile film çekmeden, kendi memleketi olan Muğla’da çekilmiş filmine ilgi duyup, gala düzenlemişler, bir de memleketlerinde film çekilse gökyüzüne merdiven kuracaklarmış vesselam.
Bizim yapamadığımızı başkası yapınca hayıflanmanın lüzumu yok.
Armut piş, ağzıma düş ile olmuyor bu işler.
Öyle olunca da böyle oluyor sonucu.
Şimdi oturup filmimizi izleyelim, herşeyi karşıdan izlediğimiz gibi.
Sonra da kültür-sanat şehri diye altı boş cümleyi doldurmaya çalışan Yüksel Aksu’ya hep beraber teşekkür edelim.